Tokyo

“Kon’nichi wa” Tokyo… 

 

Uçağımız Kanto ovasına doğru alçalırken, neredeyse uçakta 12 saati tamamlamak üzereydik. İstanbul’a kuş uçuşu 8957 km. uzakta olan Tokyo’nun Narita havaalanına yaklaşırken aşağıda göz alabildiğine uzanan ve düzeni ile hayranlık uyandıran pirinç tarlalarını seyrediyoruz.

 

Tokyo (1)

 

Efsaneye göre bir tanrıçanın göz yaşlarından oluşan Japon takım adaları, Asya’nın en doğu ucunda yer aldığından olsa gerek, dünyanın kenarına gelmişim gibi bir his kaplıyor içimi. Nedenini bilmiyorum ama baktığımız tüm haritalarda Japonya haritanın en kenarında değil mi?
Japonya denince aklımıza ilk gelen şeyler, elektronik eşyalar… Ufak tefek, çekik gözlü insanlar, Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarıdır herhalde. Japonya bize hem çok uzak hem de çok yakın bir ülke. Bataklıklarla çevrili küçük bir köyden, bir balıkçı kasabasından New York, Paris, Londra gibi metropollerle rekabet edebilen turizm merkezine dönüşen başkent Tokyo’nun yakın tarihte yani XX. yüzyılda neredeyse iki kez yıkıldığını düşünürsek, Japon mucizesi sözünün ne kadar gerçek olduğunu daha iyi anlarız. 1923te yaşanan depremde şehir yerle bir olmuş ve 140 bin kişinin ölümüne neden olmuştu. Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan ve İkinci Dünya Savaşı’nı bitiren atom bombaları ve 1992 yılındaki ekonomik kriz de derin izler bırakarak geçmişti.

 

Tokyo (2)

 

İlk şaşkınlığı otel odamızdaki tuvalette yaşıyoruz. Klozet, adeta bir bilgisayar gibi. Tabii gülmemize neden oluyor. Havalandırması var, sıcak sulu yıkaması, yağmurlama sistemi var, kurutucusu var ve su basıncını ayarlaması gibi meziyetlere sahip.

 

Tokyo (44)

 

Otelin on sekizinci katındayız. Şehri seyrediyorum, sanki her şey yeni ve tertemiz. Bir şehirde olması gereken her şey var. Daha sonradan anlıyorum ki Tokyo’da olmayan tek şey boş zaman! Herkes bir koşturmaca içinde. Öyle boş boş gezintiye çıkmış insan görmek oldukça zor. Durum böyle olunca da, kaldırım kafeleri ya da oturup gelen geçeni seyredebileceğiniz bir yer bulmak çok zor. Bazı caddelerin kenarına boya ile çizilerek ayrılmış üç-beş metrekarelik bölgelerin dışında caddelerde sigara içmek yasak. Sekiz-on kişinin bomboş bir caddede boya ile ayrılmış küçücük bir yerde birlikte sigara içmeleri komik bir görüntü oluşturuyor.

Bildiğiniz gibi Japonya bir adalar ülkesi. 128 milyon insan 377 bin kilometre karelik bir alanda yaşıyor. Kuzeyden güneye yerleşimin çoğu Hokkaido, Honshu, Shikoku ve Kyushu isimli dört ana adada toplanmış. En kalabalık ada 13 milyon nüfuslu başkent Tokyo’nun da olduğu Honshu adası. Japonya’nın, bu dört ana adadan başka irili ufaklı 3 bin kadar daha adası var. Nüfus genelde adaların doğusuna yığılmış. Batı tarafları Asya anakarasından gelen soğuk rüzgârlara açık olduğu için tercih edilmemiş. Doğu tarafta olan düzlükler tarım ve yerleşim alanı olarak santim santim planlı olarak dağılmış.

 

Tokyo-(3)a

 

Birçok kişi gibi biz de Japonya’yı gezmeye Başkent Tokyo’dan başlayacağız. Tokyo gezimizde hem Budist hem Şinto tapınaklarının yan yana bulunduğu Asakusa Tapınağını, Balık pazarı Tsukiji’yi, Ueno Parkını, Shibuya iş merkezini, Sansoji tapınağını, İmperyal Palace’ı, Hanna Rikyu Bonzai bahçelerini, Rappongi eğlence merkezini ve tabiî ki Tokyo’nun en meşhur semti Ginza’yı gezeceğiz. Odaiba Adası’ndan körfeze ve Gökkuşağı Köprüsü’ne bakarak fotoğraflar çekeceğiz. Daha sonra da Fuji Yanardağına gidip Japonya gezimizi bu seferlik tamamlayacağız.

 

Tokyo (4)

 

Japon sanatını ve tarihini anlamak için Tokyo Ulusal Müzesi’ne gideceğiz. Elektronikçilerin bulunduğu Akihabara’da Japonya’nın bütün dünyaya sattığı elektronik ürünleri göreceğiz. Tokyo’dan sonra Japonların 1964 yılından beri kullandıkları, “mermi- tren” anlamına gelen “Bullet- train-Shinkansen’e” binecek, bu modern ve süper hızlı trenle saatte 300 kilometrelik bir süratle güneydeki Hakone bölgesinde bulunan Ashi Gölü’ne yolculuk yapacağız. Japonların duydukları saygı nedeniyle adını “Fuji-san” koydukları Fuji Dağı’na gidecek, Ashi gölünde bir tekne turu yaparken Fuji-san’ın fotoğraflarını çekeceğiz.

Tokyo’da birçok zıtlığı bir arada görmek mümkün. Devasa gökdelenlerin arasında yürürken karşınıza çıkan kimonolu bir kadın, son teknolojinin ürettiği elektronik aygıtların satıldığı mağazaların arasına sıkışmış küçücük bir tapınak, yerin beş kat altına yapılmış, 18 ayrı tren hattının kesiştiği istasyonun dibinde meditasyon yapan Zen rahipleri. Tokyo’da; modern ile gelenekselin, yeni ile eskinin, büyük ile küçüğün, hızlı ile yavaşın, sert ile yumuşağın, kargaşa ile düzenin bir arada ve uyum içinde birlikte olabildiği bir doğal sistem var sanki.

 

Tokyo (5)

 

Tokyo için söylenebilecek ilk söz, dinamik bir şehir olduğu. 24 saat yaşayan, hiç mola vermeyen, kendisi de adeta organik bir canlı olan ve sürekli devinen bir şehir. İnsana, bisiklete biniyormuş hissi yaşatan, pedal basmayı bıraktığınız anda düşeceğinizi düşündüren, hissettiren bir şehir.

 

Tokyo (8)

 

Tokyo size ilk başta süpersonik yüzünü gösterse de, bir süre sonra zıtların uyumlu beraberliği farklı alternatifler sunuyor. Bir süre sonra şehrin dinamik vitrininin arkasında dingin ve huzurlu başka bir dünyanın da varlığını keşfediyorsunuz. Belki de birbirine zıt ama birbirini tamamlayan dünyalar, son günlerin moda deyimiyle, paralel evrende ve farklı hızlarda akmaktadır…

Tokyo’nun en büyük avantajının; bu farklı dünyaların birbiriyle dost olması ve size bu dünyalar arasında istediğiniz gibi geçiş imkânı tanımasıdır diyebilirim.

 

Tokyo (6)

 

Tokyo’da size bu duyguyu yaşatacak o kadar çok yer ve seçenek vardır ki… Bir toplantıdan diğerine, bir gökdelenden öbürüne koşarken 15 dakikalığına sığınabileceğiniz küçük bir tapınağın Zen bahçesinde dünyanızı değiştirebilirsiniz. Bir anda kendinizi zamanın vites düşürdüğü, havanın hafiflediği, küçük tansiyonunuzun düştüğü bir ortamda bulabilirsiniz.
Tokyo’da bir merkezden söz edeceksek, bu merkez kesinlikle İmparatorluk sarayıdır herhalde. Halen imparatorluk ailesinin yaşadığı saraya halk yılda sadece 2 Ocak ve 23 Aralık günleri olmak üzere iki gün girebiliyor. Binlerce Japon saygılarını sunmaya geliyor. Sadece sarayın doğu bahçesi halka açık. Harika ağaçlar ve çiçeklerle süslü bahçede, el sanatları galerisi, Bilim müzesinin yanı sıra bir de dövüş sanatları salonu Nippon Budokan var.

 

Tokyo (12)

 

Şehir merkezindeki nüfusu ile 12 milyonu aşan, her gün merkeze gelip giden civar nüfusuyla da 30 milyonu geçen bu devasa metropol, yüzölçümü olarak İstanbul’dan daha küçük. Arazi son derece kıymetli ve pahalı! Şehir, her anlamda üst üste yaşıyor. Binalar üst üste, yollar üst üste, kent üç boyutta hatta yeraltını da sayarsak dört boyutta katlanıp büyüyor.
Tokyo’yu tarihi dokunun korunduğu bir Avrupa şehri gibi düşünmemek lazım. Tokyo; coğrafi ve diğer engeller nedeniyle estetiğin tamamen göz ardı edilip her şeyin kolay ve kullanılır olmasına feda edilmiş. Şehir içinde birbirinin üstünden geçen dört katlı yollar yapılmış. Öyle ki, onuncu katta bir ev kiralayıp balkonuna çıktığınızda mehtap yerine üstünüze hızla gelen bir otomobilin farlarını görebilirsiniz.

 

Tokyo (11)

 

Tokyo’nun diğer ünlü şehirler gibi belirgin bir silueti yok. Sürekli bir inşaat faaliyetinin sürdüğünü hatırlatan vinçler var. Yapılan binaların çevreyle uyum diye bir kaygısı yok. Tokyo’nun yıkılıp baştan yapılmak için eline sayısız fırsat geçmiş. Şehri küle döndüren yangınlar ve 1923’te şehri dümdüz eden büyük depremden sonra şehir yine bildiği gibi yapılaşmış. 1945’teki korkunç bombardıman Tokyo’yu altüst ettikten sonra, II. Dünya Savaşı’nın ardından Tokyo’nun eli yüzü düzgün bir plan ile yeniden yapılacağı umulsa da, Tokyo’nun asi ruhu dizginlenememiş ve kendine has karmaşık şehirleşmeyi tercih etmiş. Tokyo’da adres bulmak bir işkence. Çünkü bir çok sokağın ve caddenin adı yok. Binaların bloklarına numara verilmiş.
Tokyo kendisinde olanla yetinmeyip, dünyanın muhtelif yerlerindeki anıt yapıların taklitlerini de inşa etmiş. Şehrin bir köşesinde Eiffel Kulesi’ni, diğer köşesinde Özgürlük Anıtı’nı başka bir yerde de Roma mimarisine sadık kalınmış eski bir İtalyan sokağına rastlamanız işten bile değil.

 

Tokyo (13)

 

Herhangi bir mağaza vitrininin iki haftada bir yenilenmediği vaki değildir. Bunu gözlemlemek ilk başta size “vahşi tüketim toplumu” hissini uyandırabilir ama şehrin metabolizmasını açıklayan tek parametre bu değildir. Şehrin gelir seviyesi derken öyle böyle bir gelirden söz etmiyoruz… 2005 yılında yapılan bir hesaplama, sadece Tokyo’nun gayri safi milli hâsılasının 1,2 trilyon Amerikan Doları olduğunu ortaya koymuş; yani aynı yıl Türkiye’nin ulaştığı rakamın tam üç katı!

 

Tokyo (14)

 

Özellikle şehir merkezinde evlerin küçüklüğü çok bilinen bir efsanedir. Bekârlar genelde 20-25 metrekarelik, dört kişilik ortalama bir aile 45-50 metrekarelik evlerde yaşıyorlar. Tokyo’da şehir merkezindeki 80 metrekarelik ev, orta sınıf bir Japon için hayal edilemez bir konumda. 50 metrekarelik bir daire kıskançlığa yol açabilir. Bir insan tek başına bu kadar büyük bir evde ne yapar ki?

 

 

Tokyo (15)

Hal böyle olunca, evlerde minimum eşya ile yaşamak bir zorunluluk haline geliyor. Dünyanın en ileri teknoloji LCD televizyonlarını üreten Japonlar, evlerine dev ekran bir TV alamıyorlar; çünkü evlerinin duvarı zaten televizyon kadar. Evde bulaşık makinesine yer yoktur, mini bir buzdolabı ile idare edilir. Oturma odası takımı, yemek odası takımı, yatak odası takımının anlamını bilmiyorlar; bir kanepe, yemek masası ve yer yatağı (futon) başlıca mobilyalarını oluşturuyor.

 

 

Tokyo (19)

 

Trafik İngiltere’deki gibi soldan akıyor. Şehrin anormal nüfus yoğunluğuna ve otomobil sahibi olan kişi sayısının fazlalığına rağmen şehirde bir trafik sorunu yok. Tabii ki toplu taşıma çok gelişmiş ve otoyol kullanım ücretleri ile otopark ücretleri sizi araba kullanmaktan yeterince soğutuyor. Aylık otopark ücretleri 500 Amerikan Dolarından başlıyor.
Tokyo’da konut alanlarının yoğun olduğu mahalleler son derece standart bir yapıda. Genel olarak istasyon merkezli bir organizasyon var. Evinize en yakın istasyondan çıktığınızda standart bir “alışveriş Caddesi”nde buluyorsunuz kendinizi. Sırayla süpermarketler, konbini denilen, 24 saat açık küçük marketler, berberler, emlakçi, kuru temizlemeci, pachinko salonu, birkaç restoran, kafe ve izakaya (meyhane), kitapçı ve çiçekçiler. Mahalleden hiç ayrılmadan bütün hayatınızı geçirebilirsiniz.
Şehrin bu derece dinamik, hareketli ve eğlenceli olması şaşırtıcı aslında. Belki de bu yüzden Tokyo eskiyi sevmiyor, restorasyondan kaçıyor, yıpranmış olanı yıkıyor, yenisini yapıyor, sürekli kabuk değiştirerek eskiyle bağını en aza indirmeye çalışıyor.

 

Tokyo (26)

 

Tokyo, genel olarak iki ana alt kültüre ayrılmış; Yamanote ve Shitamachi.
Yamanote; eskiden samurayların, şimdi ise şehrin üst tabakasının yaşadığı zengin bölgenin adı. Shitamachi ise orta sınıf insanların yaşadığı mahallelerin olduğu bölge.
Tokyo’nun en önemli merkezleri bu elips şeklindeki hattın üzerinde yer alıyor, Shibuya, Shinjuku, Ueno, Ikebukuro, Shinagawa gibi merkezler 1800’lü yıllarda bir anlamda şehrin kapılarıymış. Şimdilerde bu merkezler kapılık görevlerini başka bir boyutta devam ettiriyorlar. Tokyo’ya gelen onlarca banliyö tren hattının son durağı ve şehir içi sayılan metro hatlarının ilk durakları olan bu merkezler, aktarma merkezi olma özelliklerine eğlence, alışveriş ve iş merkezleri özelliklerini de ekleyerek şehrin çekim noktalan oluşturuyorlar.

 

 

Tokyo (22)

Shibuya, yakınlarındaki Harajuku gençlerin ve çılgın modanın bayraktarlığını yapıyor. Shibuya, herkese uygun yeme-içme ve alışveriş merkezleri ve öğrenci kesimi cezbeden atmosferi ile Tokyo’ya her yolu düşenin uğraması gereken bir mekân durumunda. Shibuya’nın en meşhur noktası, ana meydanında yer alan bir yaya geçidi.

Dünyada bir seferde en fazla insanın karşıdan karşıya geçtiği yaya geçidi unvanını alan meydanda gelen geçeni, neon ışıklarını ve devasa ekranla reklamları seyrederek sıkılmadan saatler geçirebilirsiniz.

 

 

Tokyo (57)

 

Shibuya’nın merkez caddesinde kalabalığı yararak yürümeye çalışmak, pachinko’cular, aşk otelleri ve seks shop’lar arasında kaybolmak işten bile değil. New York Central Park’ın küçük bir modeli olan Yoyogi Park’a gidip kafayı dinlemek ve park girişinde çılgınca dans eden Elvis Presley taklidi eski tüfek! amcaları izlemek oldukça eğlenceli.
Bir başka büyük merkez olan Shinjuku; gökdelenleri, iş merkezlerini, büyük mağazaları, alışveriş merkezlerini, birçok lokantayı, barı ve gece kulüplerini ve eğlence merkezini bünyesine toplamış. Her cinsten insanın günün her saati kaldırımları adımladığı karma karışık bir mahalle olan Shinjuku’nun batısında yer alan gökdelenler bölgesi ile doğusundaki batakhanenin tezadı gerçekten dikkat çekici.

 

 

Tokyo (10)

Günde iki, iki buçuk milyon yolcunun gelip geçtiği istasyonunun hangi kapısından çıktığınıza bağlı olarak kendinizi bambaşka dünyalarda bulabiliyorsunuz. Batıdan çıkınca Manhattan gibi bir gökdelenler bölgesi, doğudan çıkınca cıvıl cıvıl bir eğlence merkezi, güneyden çıkınca tertemiz alışveriş merkezleri, kuzeyden çıkarsanız da çılgın bir eşcinsel diyarı sizi karşılıyor.

Tokyo’nun en ilginç projelerinden olan Odaiba’yı es geçmemek gerek. Odaiba; Tokyo Körfezinde yoktan var edilmiş yani daha doğru bir deyişle, çöpten var edilmiş bir ada. Çöplerden nasıl kurtulacağını düşünen Tokyo belediyesi, çöpleri denize mi atsak yoksa yaksak mı diye düşünürken, yeni bir proje geliştirmiş ve çöpleri özel bir harç ile karıştırarak denizi doldurarak bir ada meydana getirmiş. Üstelik halka şahane bir bir rekreasyon alanı yaratılmış.

 

 

Tokyo (50)

 

Çöp ada, Odaiba’ya giden iki katlı bir asma köprü yapılmış. Rainbow Köprüsü, şehrin sembolleri arasına giren köprünün üst katı paralı otoyol. Alt kattan ise raylı sistem ve ücretsiz geçilebilen bir yol geçiyor.
Birçok ailenin hafta sonunu geçirdikleri yerlerin başında gelen Odaiba adasına harcanan para akılları uçuran cinsten olduğu söyleniyor. Adada yapay bir kumsal, dev alışveriş merkezleri, büyük bir fuar ve sergi alanı, spor tesisleri, müzeler yapılmış.

Japonların neredeyse denizle hiç alakaları yok gibi. “Denize nazır bir ev, deniz kıyısında bir çay bahçesi, Tokyo körfezine nazır, mehtaba karşı bir restoran” gibi kavramlarla hiç tanışmamış Japonlar. Deniz havasının ya da deniz manzarasının nedense hiçbir anlamı yok.

 

 

Tokyo (49)

 

“Tokyo’ya gelip de elektronik cenneti Akihabara’ya uğramamak olmaz. Dijital dünya vatandaşlarının Kâbesi durumunda olan Akihabara, turistlerin uçaktan iner inmez üşüştüğü bir elektronik mabedi. Ana caddede devasa mağazalar, ara sokaklarda ise sonsuz çeşitteki elektronik aletlerin, bilgisayar oyunlarının arasında kaybolacağınız Akihabara’da bir saat önce icat edilmiş bir aleti bulmanız mümkün. Mümkün olmasına mümkün ama fiyatlar el yakıyor. Her şey çok pahalı.

 

 

Tokyo (48)

 

Yolumuzu Tokyo’ya her gelenin mutlaka uğradığı, Tokyo’nun en eski ve görkemli tapınaklarının bulunduğu Asakusa’ya çeviriyoruz. Asakusa; aslında tamamen turistik bir yer. Ancak gerçekten görülmesi gereken bir yer. Asakusa’nın en önemli yapısı, devasa boyutlardaki Sensoji Budist tapınağı. Tapınağa giderken, Nakamise alışveriş sokağından geçerek, hediyelik eşya ve ayaküstü atıştırmalık yiyecekler satan dükkanların arasından rengarenk bir yolculuk yapıyorsunuz.

 

 

Tokyo (47)

 

Sensoji Tapınağına yaklaştıkça artan kalabalık, yoğunlaşan tütsü kokuları ve satın aldıkları “niyet”leri okuyan turistler ortalığı dolduruyor. Sensoji’nin Budist ihtişamına kapılmamak mümkün değil. Hele biraz ötesindeki Şinto Tapınağı ise gerçekten muhteşem.

 

Tokyo (37)

Yan yana dizilmiş salaş meyhaneler, devasa ganyan salonları, pachinko’cular, eski yıllarda Japon tiyatrosu “kabuki” sahnelerinin sıralandığı sokağı işgal etmiş sinemalar, onlarca yıl önceden kalmış nostaljik lunapark, komedyenlerin, jonglörlerin, stand-up’çıların, hokkabazların gösteri yaptığı salonlarla bir masal alemine kapılıp gidiyor insan.

 

Tokyo (46)
Metro istasyonuna iniyor ve ünlü Ginza’ya gitmek üzere Asakusa’dan ayrılıyoruz. Metro bizi Ginza’nın merkezinde indiriyor. Dünyanın en seçkin, en pahalı ve en lüks muhitine geldiğinizi daha metro istasyonundayken anlıyoruz. Büyük mağazaların ışıltılı ve mis kokulu yiyecek katları doğrudan metro istasyonuna açılarak duyularınızı okşamaya başlıyor. Yerüstüne çıkıp Ginza’nın ana meydanına geldiğinizde dünyanın metrekaresi en pahalı yeryüzü parçasına ayak basıyoruz. Bir arkadaşım buradan söz ederken ” Ginza’da ayağını bastığın yüzölçümüne bir zarar gelse ömür boyu çalışsanız ödeyemezsiniz.” demişti.

 

Tokyo (45)

 

Gerçekten bir farklılık var caddede! asfaltı kaldırımdan ayıran kısa metal babalar ve onları birbirine bağlayan dekoratif zincir pırıl pırıl paslanmaz çelikten yapılmış. Yani bizim yemek yediğimiz çatal, kaşığın yapıldığı metalden. Parmağımı üstüne sürtüyor, toz kontrolü yapıyorum. Ne gezer! Tozun zerresi yok! Asfalt bile parlıyor. İnsanlar çok şık, ve bakımlı. Mağazalar ise başka bir alem! Mesela, Louis Vuitton, çantalarını karneye bağlamış, mağazanın kapısına “Lütfen sadece bir çeşit mal alın. Sizden sonrakilere de bir şeyler kalsın” ilanları asmış. Prada mağazası müşterilerini kapının önünde sıraya sokmuş, sıra ile ve teker teker içeri alıyor. Bu gibi örnekleri görüp bu insanların para hacmine şaşırmamak imkansız.

 

 

Tokyo (24)

Yine en iyisi caddeye bakan bir kafenin ikinci katına oturup cetvelle çizilmiş gibi düzenli caddeyi seyretmek diye düşünüyoruz ve tam kavşağı gören bir kafeteryanın ikinci katında cam kenarını oturuyoruz.

 

 

Tokyo (9)

Meiji dönemiyle birlikte Japonya dış dünyaya açılırken değişimin öncüsü olan Ginza, Avrupai tarzda tuğla binaların yapıldığı ilk cadde olmuş ve zamanın meşhur markaları ilk mağazalarını Ginza’da açmış. Yakın çevresi ile birlikte her zaman canlı bir ticari merkez olan Ginza, yerel ve uluslararası unsurları harmanlayarak kendine özgü bir tarz oluşturmuş.

 

 

Tokyo (58)

Mağazalar kapanana kadar oldukça şık hanımların cirit attığı Ginza sokakları gece 24.00 civarlarında farklı bir havaya bürünüyor. Bu kez “daha da şık” hanımların, erkek müşterilerini uğurladıkları bir sahne sergilenmeye başlıyor. Geyşalığın yerini alan hostes kulüplerinin müşterileri arz-ı endam etmeye başlıyor. Artık, güneş doğuncaya kadar cadde onlarındır.

 

 

Tokyo (64)

Bir çok Tokyo’lu sabahın ilk ışıklarıyla Tsukiji Balık Pazarı’na gidip sushi yiyerek güne başlıyor. Meşhur sushi barlarının önünde, sabahın sekizinde hatırı sayılır bir sıra görmek bizi şaşırtıyor. Sanki Tokyo’nun yarısı sabah sabah taze çiğ balık yemek için buraya akın etmiş gibi. Sıcak içilen yosunlu mizo çorbasının ardından yengeçler, karidesler, torikler, ton balıkları yeniliyor. Henüz üstlerinden denizin tuzlu kokusunu atamadan, neredeyse canlı canlı ve daha gün ağarmadan..!

Bizim midemiz etrafın kokusuna ve bu çiğ kahvaltıyı daha fazlasını seyretmeye dayanmıyor. Oradan hızla uzaklaşıyoruz.

 

 

Tokyo (65)

 

Çiğ balık şokundan kurtulmak için Tokyo’nun taştan yapılmış, Hint esintileri taşıyan tek tapınağı olan Honganji’yi ziyaret edip sonrasında kendimizi Tsukishima-Harumi’ye vuruyor, Sumida Nehri’nin kollan ve kanallan arasında Venedik gibi bir atmosferde yürüyüş yapıyoruz.

 

 

Tokyo (63)

 

Buraya kadar gelip Atatürk’ün, parasını cebinden ödeyerek yaptırdığı Tokyo camiini görmemek olmaz. Restorasyonuna Türkiyenin de katkı yaptığı pırıl pırıl bir cami buluyoruz. Caminin imamı Türk. Cuma hutbesini, yardımcısı ile birlikte, Türkçe, ingilizce ve Japonca okuyorlar. (Caminin yapılış hikayesini bu yazının sonunda bulabilirsiniz.)

 

Tokyo (61)

 

Adeta uluslararası bir namaz kılınıyor. Her ırktan, her renkten ve bir çok ulustan müslümanlar namaz kılıyorlar. Caminin alt katında fıskiyeli bir salon, okuma odaları, sohbet odaları var. Erken gelenler orada vakit geçiriyorlar.

 

 

Tokyo (62)

 

Namaza başlarken bir görevli o günkü vaaz veya hutbenin metnini içeren ve üç dilde yazılmış teksir kağıtları dağıtıyor.

 

 

Tokyo (53)

 

 

Akşama doğru ise bu bölgeden kalkan yemekli tekne turuna katılıyoruz. Harumi’den kalkıp nehir ve kanallar boyunca dolaşarak Tokyo turu atan ve Odaiba açıklarında demirleyerek yemek servisi yapıyorlar. Sumida Nehri üzerinde gelgit yapan tekne turları oldukça eğlenceli. Paris’teki Seine Nehri turları gibi estetik bir atmosfer beklemeyin. Çünkü Tokyo, deniz kenarında ama denizle ilgisiz bir şehir olduğu gibi, ortasından nehir geçen ama nehirle de ilgisi olmayan bir şehir. Altından geçtiğimiz köprüler gayet sevimsiz metal veya beton konstrüksiyon yapılar.

 

 

Tokyo (52)

 

 

Nehrin keyfini ise evsizler çıkarıyor. Mukavvalardan, tenekelerden, brandalardan yaptıkları çadırımsı kulübelerin içinde nehre karşı yemeklerini yiyor, sakelerini içiyor ve mutlu mutlu yaşıyorlar. Jeneratörleri, TV’leri, ocakları, kenara dizilmiş tencere-tava setleri, tertemiz yıkanıp asılmış don ve çorapları ile kurdukları dünyada yaşıyorlar. Sanki Tokyo’da denizin tadını bir tek bu evsizler çıkarıyor.

 

 

Tokyo (54)

 

Japonya’da iki şey bizi çok şaşırtıyor. Birincisi “evsiz” sayısının bu kadar çokluğu, oldukça düzgün bir semt olan ve otelimizin bulunduğu İkebukuro semtinde bile onlarca insan sokaklarda karton kolilerin üstünde yatıyor. İkincisi ise 100 megabit internet hızı kullanıldığı söylenen, dünyanın teknoloji cenneti Tokyo’da hiçbir yerde ücretsiz Wi-Fi yok.

 

 

Tokyo (51)

 

Dünyanın bir çok ülkesinde, o ülkenin ulusal simgesi insan eliyle yapılmıştır. Örneğin Eyfel kulesi, Pisa kulesi, Kremlin sarayı, Çin Seddi, Özgürlük heykeli. Japonya’nın ulusal simgesi ise bir doğa harikası olan Fuji dağıdır.

 

 

Tokyo (67)

 

 

İnsan eli değmemesine rağmen neredeyse mükemmel bir simetriyle yükselir. Volkanik bir dağdan çok bir sanatçının elinden çıkmış tablo gibidir.
Sabah erken bir saatte bizi otelimizden alan tur otobüsü, önce bizi Shinjuku otobüs terminaline götürüyor. Oradan da yolcular alıp yola koyuluyoruz. Tokyo’yu arkada bıraktığımızda rehberimiz hala Fuji’nin öneminden ve gideceğimiz Hakone bölgesinin özelliklerinden bahsediyor. Fuji dağı, Japonlar için kutsal bir dağ. Özellikle Shintoist inanışa göre dağa tırmanmak dinsel bir faaliyet ve önemli bir ibadet sayılıyor. Öz disiplinlerini sınama, ruhsal bir deneyim ve fiziksel arınma için bu dağa tırmanıldığını anlatıyor rehberimiz.

 

 

Tokyo (31)

 

Yolda bir mola veriyor ve yaklaşık iki buçuk saatlik bir yolculuktan sonra beşinci istasyon olarak tarif edilen Go-gome’ye geliyoruz. Yolda gece yarısı tırmanışa başlamış bir çok dağcıya rastlıyoruz. 3776 metre yüksekliği olan Fuji en son 1707 yılında patlamış. Günümüzde ise zaman zaman “uyuyan bir devin homurtuları gibi” çatlaklarından sadece buhar püskürtüyor. Neredeyse her zaman karla kaplı olduğunu bildiğimiz zirve, küresel ısınmadan nasibini almış olmalı ki bizi çok az karlı ve dumanlı bir şekilde karşılıyor.

 

 

Tokyo (28)

 

Go-gome istasyonu yani beşinci istasyon yaklaşık 2500 metrede. Birkaç hediyelik eşya ve yiyecek dükkanı var. Daha çok dağcıların buluşma istasyonu olarak kullanılıyor. Fuji, dünyadaki inişi en kolay dağlardan biri imiş. Bir karton parçası veya bir çantanın üstüne oturarak volkanik kum kayağı yaparak aşağı inebiliyorlarmış.

 

 

Tokyo (29)

 

Buradaki bir saatlik moladan sonra yeniden otobüsümüze doluşup, inişe geçiyoruz. Ashi gölünde bir korsan gemisiyle tur atacağız. Teleferikle Komagatake dağına tırmanıp Hakone milli parkını gezeceğiz.

 

 

Tokyo (30)

 

 

Teleferik ile Ashi gölünün kenarındaki Togendai iskelesine iniyoruz. Gemimiz bizi bekliyor. Rengarenk bir korsan gemisi gibi inşa edilmiş. Fuji-san’ın gölde yansıması ile birlikte çekeceğimiz fotoğrafın hayaliyle göle açılıyoruz.

 

Tokyo (32)

 

Ancak koyu bir sis sarıyor etrafı. Gölün karşı yakasındaki Hakone-Maçi’de güneş var ama bize bir faydası dokunmuyor. Çektiğimiz fotoğraflarla yetinip geri dönüyoruz.

 

Tokyo (36)

 

Yolculuğumuz, saatte 300km hız yapan Shinkansen treni ile Tokyo’da Ginza istasyonunda sona eriyor.

 

Tokyo (40)

Sabah, Shintoist olarak uyanıp, gece yatağa Budist olarak giren, düğünlerini Shinto, cenazelerini ise Budist geleneklerine göre yapan, bu güler yüzlü, saygılı, yardımsever ve nazik insanların kendine özgü ülkelerinden güzel anı ve duygularla; başka bir yazının konusu olacak, Güney Kore’nin başkenti Seul’e gitmek üzere Narita havaalanında buluyoruz kendimizi.

Gezenlere,
gezmek isteyenlere,
gezmesini bilenlere, bitmeyen yolculuklar diliyorum.

 

 

Tokyo (7)

 

Tokyo (16)

 

Tokyo (17)

 

Tokyo (18)

 

Tokyo (20)

 

Tokyo (21)

 

Tokyo (23)

 

Tokyo (25)

 

Tokyo (33)

 

Tokyo (34)

 

Tokyo (38)

 

 

Tokyo (39)

 

Tokyo (41)

 

Tokyo (42)

 

Tokyo (43)

 

 

 

Tokyo (55)

 

Tokyo (56)

 

Japan-(98)a

 

Tokyo (66)

 

Tokyo Camii yapılış öyküsü.

Yıl 1931 dir.

Japon Elçisi Torijori Yamada, Türkiye’ye gelir, Atatürk’ü ziyaret eder…

Atatürk’e Tokyo’ya bir cami yaptırması konusunda Japon Kralının ricasının olduğunu iletir. Atatürk mükemmel Fransızcasının yanında az da Japonca bilmektedir. Harp Akademisinde okurken kısa bir süre için Büyükelçi Torijori Yamada Japonca derslerine öğretmen olarak girdiğinden tanışmaktadırlar.

Torijori Yamada’yı karşılayan Mustafa Kemal Atatürk, büyük elçiye şunları söyler; “Daha savaştan yeni çıktık… Ülkem çok fakir… Borç harç içindeyiz, devlet parasıyla cami yaptıramam, ancak bu camiyi ben kendi maaşımdan biriktirdiğim paramla yaptırırım” dediğinde Japon diplomat hayrete düşer…!

Mustafa Kemal Atatürk’ün burada gösterdiği üstün liyakat ve feraset, devletini yüceltme ve dinine sahip çıkma düşüncesinin doruktaki yaşanmışlığıdır…

İşte o günden itibaren Mustafa Kemal Atatürk devletten aldığı maaşıyla Yamada’ya verdiği sözü tutar Tokyo Camii’ni yaptırır…

Cami, Atatürk’ün ölüm yılı olan 1938 yılında tamamlanır…

Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikal ettiği yıl olan 1938 de bu caminin bitirilmiş olması da anlamlıdır. Tokyo Camii ibadete açılır…

Ve açılışında  Gazi Paşa’nın ruhuna Fatihalar ve Mevlit okunur…Işıklar içinde uyusun    (Prof.Dr. Ramazan Demir – http://www.r-demir.com/)


Sayfa başı

ビアンコジャパン(BIANCO JAPAN) ビアンコートB ツヤ有り(+UV対策タイプ) 2L缶 BC-101b+UV【カード払限定/同梱区分C】
【特価品】ビリヤード キューケース【キューケース】Instroke Cue Case サドル 2B4S 24-4 [インストローク キューケース]
ダイニングテーブル 5点セット ダイニングセット 幅120cm 回転ダイニングチェア4脚 ナチュラル ダークブラウン 木製 チェア 木目(代引不可)【smtb-f】【S1】
あんしん延長保証(自然故障+物損プラン)商品価格600,001円?700,000円
【メーカー直送】 M4-60GCGG マイセット システムキッチン (深型) コンロ台 ガスビルトイングリル付キャビネット(3口) 【M4シリーズ】 MYSET
コンパクト仏壇 持ち運べる 幅34 奥行26.5 高さ28 天然木 桐 ガラス フォトフレーム付 持ち手 落し込み式 省スペース 移動 スムーズ 自由設計 安定感 高級感 仏具 職人 現代仏具 シンプ
ル?クルーゼ ココット?ロンド 30cm オレンジ 2501 AKK4303【smtb-u】
1/6 ツクダホビー コンプリーテッド フィギュア バットマン
【福袋】 地球家具フィギュアラック「ワイド」新シリーズ LED兼用 幅83cm 開き戸 ハイタイプ 本体【正規品】[鍵付きコレクションケース] [耐震](開き戸 ハイタイプ、深型(奥行39cm)、ホワ
【27日2時〜24hポイント5倍】犬小屋 犬舎スチール切妻犬舎 SLH-12 グレー 中型犬 アイリスオーヤマ ◆5

Tokyo” için 2 yorum

  • 14 Mayıs 2015 tarihinde, saat 14:03
    Permalink

    Sayfanızı yeni keşfettim ve anlatım tarzınızı çok beğendim . Sürekli takipteyim artık . Kaleminize sağlık 🙂

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir