Stockholm / İsveç

“Su Güzeli” 

Kuzeyin Venedik’i, tahta ada, köprüler şehri gibi isimler takılan ama daha çok “Su güzeli” diye anılan Stockholm’e düşürüyoruz yolumuzu. Finlandiya, Estonya ve İsveç’i kapsayan gezimiz nedeniyle uzunca sayılabilecek bir süre buralarda dolaşacağız.

 

(8)

 

 

Bu ikinci gelişimiz. İlkinde İstanbul’dan Motor-karavan ile yaklaşık 4000 km. yol yaparak ve yedi ayrı ülkeden vize alarak gelmiş ve hayran olmuştuk bu 2 milyonu aşan nufusu, üzerinde kurulduğu ondört adası, adaları birbirine bağlayan 57 köprüsü, temizliği ve müzeleriyle ünlü, insan hakları ve demokrasinin beşiği başkente. Tüm İskandinavya’nın en güzel kenti kabul edilen Stockholm, anıt binaları, tarihi dokusu ve hareketli yaşamı ile içine çekiveriyor insanı.

 

(2)

 

 

 

Nobel ödüllerine ev sahipliği yapan belediye binası ilk göze çarpan yapılardan biri. İsveç’te St.Göran olarak bilinen ama asıl adı “Kapadokyalı Aziz George” olan heykel ile süslü 106 metrelik kulesiyle yirminci yüzyılın en önemli mimari projesi olarak gösteriliyor. Bu ünlü belediye binasının “Mavi” Salonunda verilen Nobel ödülleri tüm dünyanın gözlerinin buraya çevrilmesini sağlıyor. Salonun adı mavi ama kendisi mavi değil. İnşaat sırasında mavi tuğla kullanmayı düşünüp sonra vazgeçiyorlar ama adı “mavi salon” olarak kalıyor. Bu dev salon her yıl 10 Aralıkta yapılan Nobel töreninin yanı sıra 10 bin borulu orguyla da adından söz ettirmeyi başarıyor.

 

 

(22)

 

 

 

 

İsveç; Finlandiya, Danimarka ve Norveç ile birlikte İskandinavya denilen yarım adanın hemen hemen ortasında, kuzeyden güneye doğru uzanan bir ülke. Yer küremizdeki konumu dolayısıyla yaz aylarında güneşin gökyüzünde kalma süresi oldukça fazla. Kış aylarında ise tam tersi. Bu bakımdan, özellikle ülkenin kuzeyinde “beyaz geceleri” yaşanıyor. Yılın büyük bir bölümünde yağışlı ve soğuk bir iklime sahip olan İsveç’te, hemen her yer ormanlarla ve geniş yeşil arazilerle, irili ufaklı yüzlerce ada binlerce göl ve adacıklarla kaplı. Uçakla İsveç sınırlarına girildiği anda dikkat çekici bir doğal güzellik ve takım adalar ziyaretçilerini karşılıyor. İsveçlilerin yeşili ve doğayı koruma konusunda oldukça bilinçliler. Öyle ki, şehirlerde gökdelen görmek ya da yeşil alanların katledildiğine şahit olmak neredeyse imkansız.

 

 

(20)

 

 

Gezimize kraliyet sarayları ile devam ediyoruz. Stockholm civarında bulunan 10 kraliyet sarayının en görkemlisi olan ve şehrin tam merkezinde bulunan Kungliga Slottet sarayı ile başlıyoruz. Saray, 1754 yılında yapılmış. 608 odası var. Paris yakınlarındaki Versailles sarayından etkilenerek 1622 de yaptırılan ve güzelliği nedeniyle Unesco tarafından koruma altına alınmış olan Drottningholm sarayı ise mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden biri. Salonlarından birinde XIX. Yüzyılın ikinci yarısında Avrupa’yı yöneten kişilerin portleri sergileniyor. Bu portlerin bizi en çok ilgilendiren kişisi ise tabiki Sultan Abdülmecit oluyor.

 

 

(14)

 

 

2012 Rakamlarıyla İsveç’in toplam nüfusu yaklaşık 9.5 milyon ve bunun neredeyse yarısı başkent Stockholm’da. Başkent nüfusunun yaklaşık üçte biri ise göçmenlerden oluşmakta. Nüfus artış hızının çok düşük olması nedeniyle İsveç hükümeti çocuk teşvikinde bulunuyor ve bundan dolayı şehrin hemen her noktasında soğuğa ve diğer etkenlere aldırış etmeden bebek arabasıyla dolaşan çiftleri görmek mümkün. İsveç yerlilerinin tamamına yakını sarışın ya da beyaz tenli. Şehrin hemen her yerinde spor yapan, hatta kanoya binen insanlar görülüyor. Bu yüzdendir ki, kilolu bir İsveçli görmek neredeyse imkansız.

 

 

(4)

 

 

Şehrin en canlı ve hareketli bölümü olan Gamla stan’a doğru yürüyoruz. Kış aylarında olduğumuz için soğuk bıçak gibi kesiyor yüzümüzü. Deniz buz tutmuş. Uzakta bir yerlerde denizin üstünde yürüyenler görüyoruz. Stockholm’un kent merkezi, on dört adadan oluşan takım adaların üzerine kurulu. Baltık denizi ile Malaren gölü’nün birleştiği bölgede Avrupa’nın en yaşanılır şehirlerinden biri olmuş. Hava temizliğinde birinci sırada. Şehrin yüzde otuzu su, yüzde otuzu ise yeşil alanlar ve parklarla kaplı.

 

 

(23)

 

 

Demokrasinin beşiği kabul edilen İsveç, insan hakları ve özgürlükler konusunda da başı çekiyor. Her türden insan (göçmenler dahil) huzurla ve mutlulukla yaşıyorlar. Suriyeliler, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Afrika kökenliler, Sırplar, güneydoğu Asyalılar, Akdenizliler ve latin Amerikalıları her yerde görmek mümkün. Çalışan nüfusun yüzde sekseni hizmet sektöründe çalışıyor.

 

 

(15)

 

 

Şehrin kalbi Gamla Stan’a geliyoruz. Her yer turist kaynıyor. Turistik eşya satan dükkanlar, kafeler, dondurmacılar, ünlü markaların mağazaları soğuğa rağmen dolup dolup boşalıyor. Vesterlanggatan’da stockholm’un en güzel donduması satılıyor. Ama hava – 8 derece. Dondurma yemek ızdırap olabilir diye bakıp geçiyoruz. Köpmangatan ve Österlanggatan sokaklarını dolaşıyor, hatıra eşyaları satın alıyoruz. Kraliyet ailesinin vaftiz ve taç giyme törenlerine ev sahipliği yapan 1279 yılında inşa edilmiş Storkyrkan katedralini geziyor, yine 400 yıldan fazla bir süreden beri kraliyet ailesinin cenazelerinin gömüldüğü Riddarholmen kilisesini dolaşıyoruz. Stockholm’un en ünlü alışveriş caddesi olan klarabergsgatan da dolaşıyor, gelen geçen insanları izliyoruz.

 

 

(21)

 

 

100 den fazla müzesiyle günlerinizi harcayabileceğiniz Stockholm, İskandinavya’nın da başkenti olarak kabul ediliyor. Daha sırada, Akdeniz ülkelerinden toplanmış eşyaların sergilendiği Akdeniz müzesi, ülkenin en büyük sanat eserlerinin sergilendiği Milli Müze, sıradışı eserlerin sıradışı mekanlarda sergilendiği Modern Sanatlar müzesi, ünlü heykeltraş Carl Milles’in eserlerinin sergilendiği Milles garden müzesi ve tabiki Stocholm’un en ilgi çeken müzesi olan Vasa Müzesi var. Vasa Müzesi, adını 1628 yılında denize indirildikten bikaç dakika sonra 450 mürettebatıyla batan ve 333 yıl su altında kaldıktan sonra bir servet harcanarak 1961 yılında sudan çıkartılan, İsveç donanmasının gururu Vasa gemisinden alıyor.

 

 

(12)

 

 

Gemiye adını veren İsveç kralı Güstav Vasa bir devre imzasını atmış önemli bir tarihi kişilik. Vasa müzesinin hemen yanında da kültürel tarih müzesi olan Nordiska Müzesi var. Votkası, patatesten yapılan ve adına Aquavit denilen içkileriyle övünen İsveçliler, bol bol somon ve herring balığı tüketiyorlar. Et ve patatesli yemeklerini, ünlü İsveç köftesini her yerde bulmak mümkün. Değişik bir şey tatmak isteyen ren geyiği etini de deneyebilir. Alkollü içecekler çok pahalı. Hele alkol oranı yüzde 3,5 tan fazla ise can yakıyor.

 

 

(5)

 

 

 

 

Bu yolculuğumuzda da, insanlarının soğukkanlılığı, çalışkanlığı ve saygılı davranışları ile herkes gibi bizde de hayranlık uyandıran Stockholm; aydınlık yüzlü, güzel insanları, düzeni, aksaksız işleyişi ve beyaz geceleri ile kalbimizde hak ettiği yeri alıyor. Yeni yolculuklarda buluşmak dileğiyle,

Gezenlere,

gezmek isteyenlere,

gezmesini bilenlere bitmeyen yolculuklar diliyorum.

 

 

 

(3)

(19)

Sayfa başı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir