Sicilya

Üç bacaklı ada…

 

Helyum elementine adını veren, Güneş tanrısı Helios’un, güneş ülkesi olarak adlandırdığı, Sicilya, Akdeniz’in tam ortası sanki. Homeros’un Odyssey destanında adanın üçgen şekli nedeniyle, “Trinekie” olarak geçtiği, bu adın zamanla değişerek, Trinakria” olarak söylendiği anlatılıyor. Akdeniz’in en büyük adası olan Sicilya’nın, günümüzdeki amblemi ise, Medusa başının etrafına resmedilmiş ve yine adanın üçgen şekline gönderme yapan, üç bacak.

trinacriaİstanbul’dan çıkalı beş gün oluyor. Messina boğazının, ana kara tarafındaki sevimli kasabası Villa San Giovanni’ye ulaştığımızda, İki aile, iki karavan ile yola diziliyor, Yunanistan’da Kavala, Kalambaka, Meteora’yı, gezdikten sonra, karavanları Igoumenitsa’dan, Feribota bindirip, Brindisi’ye geçiyor ve İtalya’ya ayak basıyoruz. Önce, Lecce’nin güneyinde bulunan ve Osmanlı levendlerinin kurduğu bilinen, bizim Gelibolu’muzun adaşı Gallipoli’yi geziyoruz. Kahve molasında, Türk olduğumuzu öğrenen garson, kendisinin Osmanlı torunu olduğunu söylemesi hoşumuza gidiyor. Bu kasabayı, Osmanlı gemilerinden inerek, geri dönmeyen denizcilerin yani Türk’lerin kurduğunu anlatıyor. Gallipoli’den, Taranto’ya, çizmeyi enine kat edip, Regio Calabria’dan, Messina’ya ulaşıyoruz. Villa San Giovanni feribot iskelesinde, sıramızı beklerken, bir gece önce konakladığımız, Pİzzo isimli ortaçağdan kalma bir kasabada izleme şansını yakaladığımız şenlikleri ve yediğimiz, Tartuffe (Truff) mantarlı dondurmayı konuşuyoruz.

 

 

Büyük-880-(23)

 

 

Sıramız geliyor, gemiye biniyoruz. Yarım saatlik bir yolculuktan sonra, Sicilya’ya ayak basıyoruz. Karanlık basmadan bir kamping bulma telaşındayız. Messina şehir merkezinde fazla oyalanmadan yola düşüyor ve iki saat kadar yol aldıktan sonra, Terranova’da, genç bir çiftin işlettikleri kampa kapağı atıyoruz. Zeytin ağaçlarının altına masamızı kuruyor, gecenin sessizliğinde, ağustos böceklerini dinliyoruz.

 

 

Büyük-880-(22)

 

 

Otuz yılda, karavan ile yaptığım sayısız yolculuktan sonra, şunu iddia edebilirim ki, Milyonlarca yıldızın altında, karavanınıza yaslanıp, denizi seyretmenin hazzını hiçbir otelden alamazsınız. Kampçılar arasında sıkça söylenen, “Milyonlarca yıldız varken, neden sadece beş yıldızla yetinelim?”diye bir söz vardır. Kendi koltuğunuzda oturur, kendi yemeğinizi yer, kendi yatağınızda uyursunuz. Yani, evinizde alıştığınız konforu yanınızda taşırsınız. Doğanın içinde, hatta tam kalbinde uyanmanın verdiği keyfi nasıl anlatsam bilemiyorum.

 

 

K.Kapak

 

Ülkemizde, her geçen gün kamping sayısı azalırken, yönetenler de karavan imalatçılarını, ithalatçılarını ve kamping işletmelerinin çanlarına ot tıkamak için ellerinden geleni yapmaktalar. 75 Milyonluk ülkemizde kamplarda tatil yapan kampçı sayısı birkaç bin kişi ile sınırlı. Ancak, kime sorsanız, doğuştan kampçı olduğunu, karavanlara bayıldığını söyleyecek ama bu tutkusu (!) için parmağını oynatmayacaktır. Devletimiz ise ayrı bir âlem. Gemilerden %1, uçaklardan %8 ÖTV alırken, Motor karavanlardan %84, evet %84 Özel tüketim vergisi istemektedir. Bu vergi ile 50 Bin liralık bir karavan, 92 Bin liraya çıkmaktadır. Enayi durumuna düşmek istemeyen kampçılar da bu işin peşini bırakmak zorunda kalmaktadır. Kampingler kapanmakta, karavan imalatı, yok denecek kadar azalmaktadır. Kampçılığın “K” sını bilmeyen yasa yapıcılar, şimdi de kampinglere son darbeyi vurmaya hazırlanıyor. Kampingler, deri işleyen veya boya imal eden fabrikalar ile aynı kategoriye konularak, çevre mühendisi bulundurma zorunluluğu getiriliyor. 16 Milyon nüfuslu Hollanda da 8 Milyon karavan olduğunu söyleyerek bu konuyu kapatayım.

 

 

Büyük-880-(14)

 

 

Zeytin ağaçlarının arasından görünen lacivert denize açıyoruz gözlerimizi. Kampın marketinden taze ekmek ve diğer ihtiyaçlarımızı karşılıyor, şahane bir kahvaltı sofrası kuruyoruz. Saat 10.00 a kadar keyif yapıp, yavaş yavaş toparlandıktan sonra yola çıkıyoruz. Sicilya’nın kıyı şeridi, oldukça sarp ve denize dik inen yamaçlarla çevrili. Yol sürekli viyadüklerden ve tünellerden geçiyor. Hatırı sayılır sıcakta, her güzel manzarada durup, fotoğraf çekerek, akşama kadar yol alıyoruz. Güneş batmadan, Sicilya’nın başkenti kabul edilen, Palermo’ya giriyoruz. Şehrin batısında, şirin bir koyda bulduğumuz kampinge yerleşiyoruz.

 

 

Büyük-880-(18)

Sırtını büyük bir kayaya dayamış, Tiran denizine bakan, onlarca dönüm büyüklüğünde bir kamptayız. Karavanlar ve çadırlar için, üstleri özel bir bezle kapatılmış çardakların altına yerleşiyoruz. Yolda aldığımız Sicilya şarabı eşliğinde, yemeğimizi yiyor, yemekten sonra deniz kenarında yürüyüşe çıkıyoruz. Bu sıcak yaz akşamını, deniz kenarında serinleyerek geçirmek amacıyla sahile akın etmiş Palermolular arasında geziniyor, eğlenen gençleri, Afrikalı incik boncuk satıcılarının tezgâhlarını dolaşıp, hatıra eşyaları alıyoruz. Yürümekten yorulunca, kampa dönüp, ince belli bardakta çayımızı içiyoruz. Geç saatlere kadar sohbet ederek zaman geçiriyor, göz kapaklarımız ağırlaştığında, karavanlarımızın yataklarında günümüzü sonlandırıyoruz.

 

 

Büyük-880-(7)

 

Sabah, temizlik, banyo, kahvaltı faslını hızla bitirip, Palermo yoluna düşüyoruz. Kampın resepsiyon görevlisinden, otobüs bileti ve saatleri hakkında yardım alarak, kampın kapısına 50 Metre uzaklıktaki duraktan, otobüse biniyoruz. Daracık sokaklardan, deli gibi giden minik arabaların arasından geçerek, yirmi dakika süren bir yolculuktan sonra şehir merkezine geliyoruz.

Yaklaşık 1 Milyon 250 Bin kişilik nüfusu ile İtalya’nın üçüncü, Sicilya’nın en büyük şehri Palermo. Arap, Afrikalı, Bizans, Grek, İtalyan, Osmanlı, Ertrüsk, Norman karışımı bir insan topluluğu yaşıyor. Bütün bu medeniyetlerden izler görebilmek umuduyla, sokakları, caddeleri arşınlamaya başlıyoruz. Modern Sanat Galerisi, Piezza İndipendenza, Palermo Katedrali, Piazza Bellini’deki, Santa Maria Dell’Amira Glio kilisesi fotoğraf severlere unutulmaz görüntüler sunuyor. Cefalu caddesinin balkonlu evleri, bambaşka bir kültür mirasının içine girdiğimizi müjdeliyor.

 

 

Büyük-880-(8)

 

Sicilya, İtalyan anayasasına göre özel bir statüye sahip. Otonom bir bölge olarak kabul edilmiş. Adanın, tarih boyunca aldığı göçler ve istilalar sonucu oluşan karmaşık halk profilinin korunabilmesi için böyle bir yola gidilmiş. Arap, İtalyan, Grek karışımı kültürlerinin üstüne bir de İtalyan kültürünü ekleyin, İtalyanların bile anlamakta güçlük çektiği bir dille konuşan insanlarla dolu, bambaşka bir ülkedeymiş gibi hissediyorsunuz.

 

 

Büyük-880-(9)

Çocukluğumuzdan itibaren dinlediğimiz, Sicilya ile birlikte anılan Mafya (Mafia) örgütü, acaba hala varlığını sürdürüyor mu? Diye merak ediyor insan. Ada halkı, mafyanın uzun yıllar önce ABD’ye taşındığını ve her ülkenin kendi mafyasını yarattığını anlatıyorlar. Bizim filmlerde izlediğimiz ünlü Mafya ya da Casa Nostra denilen, yasadışı ve hiyerarşik örgüt, kuruluşundaki masum ve haklı dava dolayısıyla, bu gün de, herkes tarafından, pek şikayet edilmeyen bir oluşum olarak tarihteki yerini koruyor. Özgürlüklerini korumak amacıyla oluşturulan bir örgütlenmeden çıkan M.A.F.İ.A nın açılımı şöyle; Morte Alla Francia, Italia Aneta. Yani “Fransa’ya ölüm, yaşasın İtalya”

 

 

Büyük-880-(10)

 

Meydanlarda, sokak sanatçılarını ve gezici tiyatrolar izliyoruz. Seyyar satıcı çokluğu ve sattıkları ürün çeşitliliği, bizim Tahtakale’yi aratmıyor. Biz, tezgâhları dolaşıp eğlenirken, bir saate yakın bir süredir bizi izleyen ve arkamızdan ayrılmayan bir polis memuru dikkatimizi çekiyor. Nereye gitsek, 2 Metre arkamızda duruyor ve bizi izliyor. Önce önemsemiyoruz ama takip uzayınca huylanmaya başlıyoruz. Meydanın karşı köşesinde park halindeki polis arabasına gidip, o polisin bizi neden izlediğini soruyorum. Arabada oturan polis, sizi korumak için, diyor. Kapkaç veya yankesicilerden korumak amacıyla, arkamızda dolaşarak caydırıcı olmaya çalıştıklarını anlatıyor. Garip bir uygulama ama çevreye o gözle bakınca, haklı olduklarını fark ediyoruz ve derhal çantalarımızı korumaya alıyoruz.

 

 

Büyük-880-(11)

 

Meydandan ayrılıp, Merlo caddesinde Mirto sarayına gidiyoruz. Marina meydanı, Garibaldi Bahçeleri, Palermo limanını dolaşıyoruz. Daha gezecek çok yer var ama yürüyerek bitecek gibi değil. Şehrin kalan kısmını, Sight seeing tur otobüsleri ile dolaşmayı kararlaştırıyoruz.
Hava kararmadan, akşam yemeğini yemek arzusundayız. Geleneksel bir Sicilya restaurantı araya araya, Battai caddesindeki Palazzo Trabucco isimli restaurantı buluyoruz. 1700’lü yıllardan kalma binası, içerde güzel şeyler yiyeceğimizin habercisi gibi geliyor. Menüde, geleneksel Sicilya mutfağından yiyecekler var. Deniz ürünleri, salatası, zeytinyağlı yemekleri, kabaklı, karidesli risotto, tortellini ve tabii ki nefis peynirler sunuluyor. Doğu Sicilya bağlarının ürünü, Efesto şarabı, acılı Gorgonzola peyniri, Mozarella, Permasan peynirleri ve bir peynir sever olarak, özellikle Raguso’s Caciocavallo ile Sicilian Pecorino peynirlerine bayıldığımı da anti parantez söylemeliyim. Karnımız doymuş, ama çok yorgun olarak kampımıza dönüyor, hemen çayımızı demliyor, yudum yudum keyifle, geç vakte kadar sohbet ederek günü bitiriyoruz.

 

 

Büyük-880-(1)

 

Sabah kahvaltıdan sonra, adanın en batı ucunda bulunan, Trapani şehri yakınlarındaki, bir dağın tepesinde kurulu, ortaçağdan kalma bir kasaba olan Erice’ye gitmek üzere, kamptan çıkıp, Palermo, Trapani otobanına giriyoruz. Yer yer deniz kenarından, yer yer tepelerden geçen otobandan, güzel bir yolculukla Trapani’ye geliyoruz. Çok fazla bir özelliği olmayan, sıradan bir Akdeniz kenti Trapani. Ada burada sonlanıyor. Şehrin tepelerinden denize döndüğünüzde, Tiran denizi ayaklarınızın altında, sanki sonsuza dek uzanıyor. Yürüyerek bile dolaşıp bitirilebilecek büyüklükte bir şehir. Görülebilecek birkaç kilise, bir katedrali, limanı ve tarih öncesi denizcilik eserlerinin sergilendiği müzesi var. Çok fazla oyalanmadan, şöyle bir dolaşıp, şehrin arkasını yasladığı dağın üstüne kurulu Erice’ye tırmanıyoruz.

 

 

Büyük-880-(3)

Deniz seviyesinden, 800 Metre yüksekte olan Erice, ortaçağdan beri, bir tek taşının bile yerinden oynatılmadığı ender kentlerden biri herhalde. Taş binaları, taş sokakları, dükkânları, kalesi ve manzarası ile harika bir kent. Uzun bir süre, şekercileri, pastacıları ve hediyelik eşya dükkânları arasında dolaşıyor, Norman’lardan kalan kaleyi ve kiliseyi gezip, nefis Erice pastası ile kahvesinin tadına bakıyoruz. Öğleden sonra, tırmandığımız dağın yamacında, yol kenarında gözümüze kestirdiğimiz ve pencerelerinden neredeyse İspanya’ya kadar Akdeniz’i görebileceğimiz bir restauranta giriyoruz. Tamamen bölgenin taşından yapılmış binanın serinliğinde, pizzalar yiyip, en iyi yaptıkları yiyecek olan dondurmalarının tadına bakıyoruz.

 

 

Büyük-880-(6)

 

Erice, kesinlikle es geçilmemesi gereken bir yer olduğu konusunda fikir birliğine vararak yeniden yola düşüyoruz ve 110 Kilometrelik yolu bir buçuk saatte alıp, kampımıza dönüyoruz. Öğlen yemeği geç yenildiği için karavanların buzdolabından bir şeyler atıştırıp, Dolu dolu bir gün geçirmenin mutluluğu ile yataklarımıza gömülüyoruz.

 

 

Büyük-880-(20)

 

Bu sabah, Palermo’da ki son günümüz olacağı için, iki farklı rota izleyerek, şehrin kalan yerlerini de görmemize imkân tanıyacak olan, iki katlı sight-seeing otobüsleri ile gezmeyi kararlaştırıyoruz. Hop-on, hop-off diye tarif edilen bu otobüsler, devamlı aynı rotada dönüyorlar. Siz, sabah aldığınız tek bir bilet ile istediğiniz yerde binip, istediğiniz yerde iniyorsunuz. Günlük, iki günlük, haftalık bilet alabiliyorsunuz. İstanbul dâhil olmak üzere, artık birçok şehirde, bu tip tur otobüslerini bulmak mümkün.

 

 

Büyük-880-(2)

 

Kahvaltımızı denize karşı yapıp, toplu taşıma aracıyla şehir merkezine iniyor ve ilk sight-seeing otobüsüne kapağı atıyoruz. Teatro Politeama’dan başlayıp, Norman Sarayı, Palermo katedrali, Jul Cesar Meydanı, Massimo tiyatrosu, Roma caddesi, Liberto caddesi, Capo pazarı, 1850 yılında yapılan İngiliz bahçesi, Liman, Norman kralının yazlarını geçirdiği, 1167 Yılında yapılan, Della Zisa Kalesini ziyaret edip, sight-seeing tur otobüslerine defalarca inip, binerek, Palermo’nun altını üstüne getiriyoruz. Akşamüstü, bu kadar yeter diyerek, kampın yolunu tutuyoruz. Palermo’dan 70-80 Kilometre uzakta olduğunu bildiğimiz, ünlü Baba filminin çekildiği, Don Corleone kasabasını ve şirin bir sahil kasabası olan Cefalu’yu başka sefere bırakarak, kampa dönüyoruz. Akşam güneşini, Tiran denizinde batırıp, bir günü daha anılarımız arasına uğurluyoruz.

 

 

Büyük-880-(12)

 

Sabah, 09.00 civarında karavanları toparlayıp, Palermo’ya veda ediyoruz. Sarı, sıcak bir gün. Yönümüzü Catania’ya çeviriyoruz. Niyetimiz, Etna yanardağını görmek. 200 Kilometre kadar yolumuz var. 25 Bin 500 Kilometre karelik Sicilya’nın, tam ortasından, güneye inen yola giriyoruz. Seyrine doyulmaz manzaraların içinden geçerek, çiftlikler, keçi sürüleri, üzüm bağları arasından süzüle süzüle giden yolda kahve molaları vererek, insanlara lâf atarak, güle, oynaya sürüyor yolculuğumuz. Bir zamanlar, Fenikeliler, Yunanlılar, Kuzey Fransa’da ki Normandiya kıyılarından buralara kadar gelen Normanlar, Vandallar, Ostrogotlar, Bizanslılar, Araplar ve İspanyolların gezdiği bu topraklarda yolculuk yapmak, tarihin içinde gezinmek gibi geliyor. İtalyanların bile anlamakta güçlük çektikleri bir dil kullanan Sicilya halkının, sıcakkanlı, samimi ve güler yüzlü insanlarını tanıdıkça, iyi ki gelmişim diyor insan.

Güneş batarken Catania’ya da ki kampımıza giriyoruz. Adeta bir uçurumun başına kurulmuş, çok büyük bir alanı kaplayan güzel bir kamp burası. Village Camping Panaroma isimli kamp, dönümlerce araziye kurulmuş, yüzlerce karavan ve çadır için ayrılmış alanları, bungalowları, binlerce kişiyi ağırlayabilecek tesisleri ile neredeyse hınca hınç dolu. Kamping, İtalyanlar için neredeyse tatil ile eş anlamlı. Her kasabada bir kamping var. İlgi o kadar yoğun ki, bu kadar çok kamping olmasına rağmen, ağustos ayında yer bulamayabiliyorsunuz.

 

 

Büyük-880-(5)

 

Kampımızın, marketi, Lokantası, pizzacısı, tiyatrosu, solaryumu, yüzme havuzları, özel plajı, futbol sahası ve çocuk oyun alanları var. Bildiğimiz anlamda bir tatil köyünden tek farkı, herkes kendi karavanında uyuyor olması. Ülkemizde “Yazlık” çılgınlığı olarak devam eden, villa sevdası, sahillerimizi yaşanmaz hale getirirken, İtalya gibi, bizden çok daha fazla gelişmiş ve zengin bir ülke, hem doğasını koruyor, hem de insanlarının parasının ziyan olmasını engelliyor.
Kampın marketinden alışveriş yapıp, güzel bir çilingir sofrası hazırlıyoruz. Yıllardır yanımdan hiç ayırmadığım, transistorlu radyomdan, uzun uğraşlar sonunda, Türkiye’nin sesi radyosunu bulup, Türk sanat müziği eşliğinde, İon denizini seyrederek, İpsala’da free shoptan aldığımız, yeni rakıyı feda ediyoruz.

 

 

Büyük-880-(15)

 

Sabah, erkenden uyanıp, kahvaltı faslını kısa tutup, yola çıkıyoruz. Catania’da, karavanları bir parka bırakıp, fazla oyalanmadan, şehri şöyle bir dolaşıyoruz. Eski Pazar yerini, kiliselerini, Crociferi caddesini, Massimo tiyatrosunu, dolaşıp, Etna yoluna düşüyoruz. Halen aktif olan bir yanardağ görecek olmamız heyecanlandırıyor bizi. Bir süre denize paralel, kuzeye yol alıp, Santa Venerina’dan sonra Etna ulusal parkına giden yola giriyoruz.

 

 

Büyük-880-(19)

 

Karavanlar ile birlikte dağa tırmanmak istemiyoruz. Bu nedenle yol boyunca karavanları birkaç saat bırakacak güvenli bir yer arıyoruz. Yolumuzun üstündeki Zafferana Etnea kasabasında önümüze çıkan, çıkmaz bir sokağa girip, camdan bakan yaşlı bir hanıma, karavanları bir kaç saatliğine bu sokağa bırakıp, bırakamayacağımızı sormaya çalışıyorum. Uzun uğraşlardan sonra derdimi anlıyor ve işaretle, tamam, ben buradayım diyor. Karavanları iyice bağlayıp, kilitleyerek, teyzeye emanet ediyor ve dağa tırmanmaya başlıyoruz. 27 Kilometrelik, oldukça virajlı bu dağ yolunu, yaklaşık kırk dakikada tamamlayabiliyoruz.

 

 

Büyük-880-(13)

 

Arabaları park alanına bırakıp, yürüyerek hediyelik eşya ve yiyecek satan barakaların arasından, lavlardan kömürleşmiş bölgeye ulaşıyoruz. Her yer simsiyah. Sanki kömür dağına tırmanmışız. Kilometrelerce alan yanmış, kavrulmuş bir halde. Doğa ne kadar zamanda bu tahribatı onarır tahmin etmek bile çok zor. 150-200 Metre yürüdükten sonra, ayaklarımızın altında, 30 Santimetre derinde kor ateş olan yerler görüyoruz. Hâlâ için için yanıyor. Bazı yarıklardan duman tütüyor. Bir saat kadar bu korku verici bölgeyi gezip, hatıra eşyası satan dükkânların birinden, silinip, parlatılmış lav taşları satın alıyoruz. İnişe geçiyor ve yarım saat kadar sonra, karavanlarımızı park ettiğimiz sokağa geliyoruz. Yaşlı hanımı yine camda buluyoruz. “Ben baktım karavanlarınıza” diyor. Her seyahate yanımda götürdüğüm, yarım kiloluk lokum kutularında birini ona uzatıyorum. Almak istemiyor. İsrar ediyorum. (Dolce dolce, Caramelle morbide) tatlı, yumuşak şeker diyorum. Dişleri yok, herhalde yiyemem diye düşünüyor olmalı. Çok ısrar edince aşağı geliyor ve paketi alıyor. Teşekkür edip ayrılıyoruz. Yeniden yola dizilip, önce Taormina’ya giriyor, şöyle bir turlayarak, yola devam ediyor ve Mesina yakınlarındaki, portakal, limon ve zeytin ağaçları ile bezenmiş, Paradise Kampinge yerleşiyoruz.

 

 

Büyük-880-(4)

 

Havuzda günün yorgunluğunu atıp, hava kararmaya yüz tuttuğunda, arabalarımız ile kamptan çıkıp, önümüze gelen ilk köy yoluna giriyoruz. Bir saat kadar, birçok, kuş uçmaz, kervan geçmez köylerden geçtikten sonra, biraz büyükçe bir köyde, ışıkları yanan, açık bir “Pizzeria” buluyoruz. 6 Masası olan küçücük bir pizzacı burası. Genç bir kız karşılıyor bizi. Zayıf sayılabilecek kadar ince, esmer, karakaşlı, karagözlü bir genç. Yeşil önlüğüyle siparişlerimizi alıp, gözden kaybolmadan önce, büyük bir ihtimalle kendi ürettikleri, büyükçe bir sürahi kırmızı şarap bırakıyor masamıza.

 

 

Büyük-880-(25)

 

Çok geçmeden, içeride bir yerlerde pişmekte olan pizzaların kokusu başımızı döndürürken, Sicilya’ya gelmekle ne kadar iyi yaptığımızı konuşuyoruz. Biraz sonra önüme gelen pizzanın tadına baktığımda, defalarca İtalya’ya gelmiş ve onlarca kez pizzacıları ziyaret etmiş biri olarak, hayatımda yediğim en güzel pizzalardan birini yediğimi söyleyebilirim. Aynı köyü bir daha bulabilir miyim bilmiyorum ama arayacağımdan emin olabilirsiniz. Bütün bunların üstüne, bir de fiyatını söyleyeyim de tam olsun. Pizza, 5.-€uro, evet beş €uro.

 

 

Büyük-880-(21)

 

Bu akşam yemeği, Sicilya için adeta bir gala yemeği oluyor. Damağımızda kalan, bu güzel tad ve birçok güzel anı ile sabah erkenden feribota binip, ana karaya, Calabria’ya geçiyoruz.
Sicilya adının her geçtiği yerde ardına eklenen “Mafia” ile hiçbir bağını veya işaretini göremediğimiz, bu sıcakkanlı Akdeniz insanlarının adasını, gidilecek yerler listenize eklemeli ve mutlaka bir gün yolunuzu buraya düşürmelisiniz.

Gezenlere,

gezmesini bilenlere,

gezmek isteyenlere bitmeyen yolculuklar diliyorum.

 

 

Büyük-880-(16)

 

Büyük-880-(17)

 

 

 

Sayfa başı

Sicilya” için bir yorum

  • 9 Ocak 2017 tarihinde, saat 14:00
    Permalink

    İnşallah Sicilya’yı görmek bana da nasip olur.Görmeyi çok arzu ettiğim bir yer.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.