Mum’un öyküsü

Pervane şem ‘ini uyandıramaz
Başta sevda kalpte nar olmayınca…

Diye sesleniyor Karacaoğlan.

Gerçekten insanlık tarihi boyunca “Şem”e yani muma ne kadar çok anlamlar yüklemişiz. Mumlarla ne çok şey anlatmaya çalışmış, ne çok şeyi mumlarla simgeleştirmişiz.

Çağlar boyunca titrek, kırılgan ve yalnız bir alev olmasıyla insan yaşamını, ümidini aynı zamanda da kararsızlığını temsil etmiş. Eğitim alırken muma çevirmişler bizi, mum gibi olmuşuz. Bir mum alıp derdimize yanmışız. Âşık olmuşuz mum gibi erimişiz, bir şeyi yanlış yaptığımızda mum gibi yanmışız, yalancının mumunu yatsıya kadar yakmışız.mum

Aydınlığı küçük olsa da büyük anlamlar yüklemişiz. Mum eğer alevini başka bir mumdan alıyorsa inanç birliğini ifade ettiğine inanmışız. Üç mum öyküleri yazmış, kuvveti, güzelliği, akıl-ı Hikmet-i mum ile sembolleştirmişiz.

Mumun uzakları aydınlatmaya gücünün yetmemesiyle kendine dönük varlığı temsil ettiğine inanmışız. Yaş günlerinde üflenen mumlar, yaşanılan yılları ve bir daha geri gelmeyecek zamanları ifade etmiş. Bir sonraki mumların başka bir pasta üzerinde yeniden yanmasıyla da yaşamın orada durmadığını ve sürekli olduğunu düşünmüş, mumdan saat yapmış zamanı ölçmüşüz.

Mum, rengine göre değişik duyguları temsil etmiş. Beyaz mum, saflığı ve masumiyeti, kırmızı mum aşkı, pembe mum başarıyı ve sakin bir hayatı, mavi mum dinginliği, siyah mum gücü, turuncu mum neşeyi, kahverengi mum tarafsız olmayı, gri ve gümüş renkli mumlar ise şeffaflığı, açık sözlülüğü ve insanın içindeki gizli yeteneklerini simgelemiş.

Ulu gönüllü insanlara mum gönüllü demişiz. Adaklar adamış mumlar yakmışız en büyük mabetlere, tanrıya yakarışlarımızdaki yardımcımız olmuş, dualarımızı tanrıya ulaştıran elçi olmuş mumlar.

Dört mum öyküsündeki gibi “Umut” olmuş, en sevilen olmuş, etrafındaki pervane ona âşık olmuş ama en büyük değerini “karanlığa karşı gelmesinde” bulmuş.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir