Miami

“Büyük Su”  

On bir saate yakın uçuşun ardından indiğimiz Miami İnternational Havaalanında sıcak ve yapış yapış bir hava karşılıyor bizi. Pasaport kontrolü yapan polis “Hoş geldiniz, iyi tatiller” diyerek damgalıyor pasaportlarımızı. Bagajlarımızı alıp, otomobil kiraladığımız firmayı buluyor ve toplam bir saat içinde neşeyle yola koyuluyoruz.

 

Miami (1)

 

Şehirlerin isimleri hep ilgimi çeker;  Neden bu isimle anılır? Anlamı nedir? Herhangi bir olaydan, bir kişiden mi kaynaklanmaktadır?  Ya da uydurulmuş mudur?

Evet Miami ne demek acaba? diye sormadan edemiyor insan. Ayak bastığımız ve Miami şehrinin kurulu olduğu Florida yarımadasının güney batısında yaşamış, sert ve savaşçı yapılarıyla bilinen, Shell ya da Calusa Yerlileri olarak adlandırılan yerlilerin lisanındaki “Mayamil” sözünden geliyormuş; Yerli dilinde Mayamil, “Büyük Su” demek.

 

Miami (9)

 

Miami gerçekten içi dışı su ile çevrili bir şehir. Miami körfezi, koyları, adaları, kanalları ve gölleriyle keşfetmesi çok eğlenceli bir şehir. Deniz seviyesinde olduğu için arazileri biraz kazınca eviniz göl kenarı bir mülke dönüşüveriyor.

Palmiyelerin süslediği şehir Atlantik Okyanusu kıyısında ve Key Biscayne ayrı bir güzellik katıyor şehre. Miami ile plajlar bölgesi olan Miami Beach’i körfezin üzerinden geçen Venetian, Mac Arthur, Rickenbacker Causeway ya da Julia Tuttle Köprüleri bağlıyor.

Şehrin ilk kurulduğu merkezi kısım, yani onların tabiriyle downtown, modern binaları, eski mahalleleri ve deniz kıyısındaki malikaneleri, İspanyol, Akdeniz mimarisine sahip yapıları ile sevilmesi kolay bir şehir Miami.

 

Miami (4)

 

Genel olarak insanlar Miami’yi turistik olarak algılasa da, Miami aslında; Seoul, Melbourne, Zurich, Munich, Boston, Viyana, Barcelona, Johannesburg, Washington, San Francisco, Stockholm, Prague gibi ünlü şehirlerle boy ölçüşen bir ticaret hacmine sahip. İş ve eğlence bir arada. Yoğun bir iş gününün sonunda, ufak balıkçı teknenize, ya da mega yatınıza atlayıp okyanusa açılabilir veya kültür, sanat, eğitim, moda etkinliklerinde kaybolup gidebilirsiniz. Dünyanın en önemli Cruise merkezi olması ve bütün sene denize girebileceğiniz tropik iklimi, Miami’yi en popüler yaşam ve seyahat noktalarından biri konumuna getiriyor.

Avrupalılar kıtaya ayak basmadan binlerce yıl önce Kızılderili kabileleri Miami Nehri’nin deltasında yaşarlarmış. Bilinen kanlı etnik temizlikten sonra 1566 yılında İspanyollar hakimiyetlerini ilan etmişler ve  zaman zaman İngilizlerle el değiştirerek Florida’yı birlikte yönetmişler. Ta ki 1821 yılında Birleşik Amerika Devletleri yönetimine devredene kadar.

 

Miami (10)

 

Burası sadece turizm değil finans, kültür, medya, moda, eğitim, sinema, eğlence, sanat ve uluslararası ticaret açısından da önemli bir dünya kenti. 5.5 milyon nüfusuyla, şehirleşme ve ekonomik büyüklük açısından New York, Los Angeles ve Chicago’dan sonra ABD’nin dördüncü büyük kenti.

Nüfusun yüzde 70’ini Latinler ve İspanyol kökenliler oluşturduğundan İngilizce ikinci dil konumuna gerilemiş. Halkın sadece yüzde 23’ü İngilizce konuşuyor. Haiti Kreol dili yüzde 5,4 ile üçüncü sırada.

2008’de iş çevrelerinin etkin dergisi Forbes, Miami’yi ABD’nin “en temiz kenti” seçmiş. Temiz havası, geniş alanlara yayılmış yeşilliği (halka açık 80’den fazla park ve bahçe var), temiz içme suları, temiz caddeleri ve kent genelinde etkin bir şekilde sürdürülen geri dönüşüm programı sayesinde bu unvanı almaya hak kazanmış. 2009’da da İsviçre’nin finansal hizmetler şirketi UBS, 73 dünya kenti arasında yaptığı bir araştırmada Miami’yi, satın alma gücü açısından ABD’nin en zengin, dünyanın da beşinci zengin kenti olarak belirlemiş.

 

Miami (5)

 

Miami, bugünkü varlığını bir kadına borçlu. Julia Tuttle adında narenciye yetiştiricisi, bir iş kadını. 1870’lerde kentin gelişmesine ve zenginleşmesine ön ayak olur. Kendisi Miami’nin yerlisi değil. Cleveland’lı zengin bir aileden geliyor. Önce Miami’de çok güzel evler, konaklar yaptırır. Tarım ve meyveciliği geliştirerek yüzlerce kişinin bu işlerden ekmek yemesini sağlar. Daha da önemlisi, dönemin demiryolu kralı olarak bilinen işadamı Henry Flagler’i, Miami’ye kadar uzanan bir demiryolu döşetmeye ikna eder ve doğal sonuç olarak demiryolu, halkın refah seviyesini gözle görülür şekilde yükseltir.

1920’lere gelindiğinde emlak piyasası adeta patlama yapar. Adeta bir tropik cennet olan Miami’nin gelişimi 1926’da yaşanan kasırga afetinde biraz yavaşlasa da  2.Dünya Savaşı sonrası savaştan dönen askerlerin buraya yerleşmesiyle yeniden büyümeye başlar. Savaş zamanı bu bölgede eğitim almış olan askerler, geri dönüp, evlerini burada kurarlar. Daha sonraları Küba’dan kaçıp Miami’ye yerleşen 178 bin mülteci de şehre renk katar ve Miami’yi uluslararası bir konuma getirir. Şehirdeki Kübalılar sayesinde Güney Amerika ve Karayipler ile bağlar güçlenir ve bir cazibe merkezi olmaya başlar.

 

Miami (11)

 

İzleyebildiğim kadarıyla Latin kültürü Miami’nin hoş renklerinden biri olmuş. Hele Latin Müziğini ve Dansı sevenler ne demek istediğimi iyi anlayacaklardır. Latin kökenliler, her ne kadar şehirdeki suç oranını arttırsalar da eğlenceyi, sosyal hayatı seven yaşam felsefeleri ile varlıkları şehre neşe katıyor.

New York’ta Little China, Little Italy varsa, Miami’de de Little Havana var. Küba’ya gitmiş kadar olmasanız da, Amerika’da bu kültürü tanımak, Castro döneminden kaçıp gelenlerin hikayelerini dinlemek, geceleri canlanan lokallerde müziklerini dinleyip, dansları seyretmek ve onlara katılmak gezinizi daha renklendirecek. Little Havana fotoğraf merakı olanlar için yakalanacak hoş ve ilginç fotoğraflar sunuyor. Duvar resimleri, tipik giyimli insanlar, ilginç dekore edilmiş avlu ve lokaller ve Küba kültürünün bir parçası olan sokaklarda dolanan horozlar.

 

Miami (2)

 

Domino Park buranın en sevilen yerlerinden biri. Kadını, erkeği, yaşlısı, genci adı üstünde ufak bir parkta Domino oynuyorlar. İsteyen seyrediyor. Sohbetler, takılmalar, şakalaşmalar akşama kadar sürüyor. İnsanlarının keyfi imrenilmeyecek gibi değil. Burada Puro saranları seyredebilir, bu mağazaların en şıklarından Davidoff’u gezebilirsiniz. Yolumuz buraya düşmüşken Little Havana’nın en popüler restoranı Versailles’e atıyoruz kapağı. Hafta sonları uzun kuyruklarda sıra beklenen bu lokanta sadece Küba Mutfağından yiyecekler sunuyor. Lokanta bizim esnaf lokantalarına benziyor, fazla bir beklentiniz yoksa ve servis konusunda sabırlıysanız karnınızı doyurup çıkabilirsiniz. Buraya kadar gelmişken uğramamak olmaz.

Little Havana yakınında daha sakin, usta işi bir İspanyol Mutfağı isterseniz, telefon defteri kalınlığındaki şarap listesi ve leziz Paella’ları olan Casa Juancho iyi bir adres. Her yıl, Calle Ocho Festivali yapılıyormuş ama biz denk düşüremedik. Burada çeşitli etnik grupların karnavalı oluyor. Hepsinin kendine has canlı müzikleri, dansları ve yiyecekleri ile büyük bir şenlik yaşanılıyor olmalı.

 

Miami (3)

 

Miami şehri bütün sunduklarının yanı sıra aynı zamanda da güzel sanatlar ve kültür etkinlikleriyle de çok ünlü. Miami Opera ve Balesi, tiyatroları, konser salonları, mega konser ve spor salonu Atlantic Arena’nın programları dolup boşalıyor. Her yıl açılan dünyanın en önemli sanat fuarlarından “Art Basel Miami Beach” Miami’deki en önemli sanat olayı; bütün müze ve galeriler başka türlü canlanıyor ve bütün şehir bir sanat galerisine, açık hava müzesine dönüşüyor.

Tüm şehir coşuyor, dünyanın her köşesinden gelen sanat eleştirmenleri, koleksiyoner ve sanatseverler ile doluyor. Aralık ayı olması da çok cazip, kış ortasında, buranın ise en güzel sezonunda harika havadan da faydalanabiliyor ziyaretçiler. Çeşitli seminerler ve partiler düzenleniyor.

 

Miami (12)

 

Yolumuzu yıllardır duyduğumuz, bir çok Amerikan filminde rastladığımız South Beach’e düşürüyoruz. Miamililerin kısaca SOBE dedikleri bir bölge. South Beach’deki Art Deco binaların koruyucu meleği Gianni Versace imiş. Yerlerine dikilecek otel ya da gökdelenlere karşı olanların başını çeken ünlü tasarımcının Fas Mimarisi tarzındaki malikanesi de bu sahil şeridinde. Versace’nin merdivenlerinde öldürüldüğü Casa Casuarina isimli villa ölümünden sonra 41.5 Milyon Dolara satılmış. Şimdi lüks bir butik otel ve restoran olarak hizmet veriyor. Buradaki Art Deco mimari Avrupa’dakilerden çok farklı. hatta biraz doğaya ve biraz İsyanyolca “loco stil”, yani çılgınca! Pembeler, türkuazlar ve tabii ki beyazlar. Gece rengarenk neon ışıklarla aydınlatılınca da bambaşka bir hale dönüşüyor. Daha çok akşamüstü, Happy Hour’da canlanıyor kaldırımlar, lokaller. Bazı mekanların müzikleri dışarı taşıyor. Zaman zaman durup hayranlıkla Latin dansı yapanları izliyoruz.

South Beach; denize girmek, ilginç mimarili binaları incelemek, çeşitli lokallerden birini seçip müzik dinlemek, soluklanıp bir içki, kahve, ya da bir kokteyl içmek için harika bir sahil şeridi. Sadece gelip geçeni seyretseniz bile burada sıkılmıyorsunuz. Tipik! giyimli insanları, turistleri, yerlisi, paten yapanı, koşanı…kaçanı! ile enerjisi ve eğlencesi bol cıvıl cıvıl bir yer.

 

1 Miami KAPAK - KÜÇÜK

 

1915’de anılmaya başlanan Miami Beach 2015’te 100. yılını 100 saatlik eğlence maratonu ile kutladı; katılan ünlülerin arasında Andrea Bocelli, Barry Gibb ve Miami’de yaşayan ve çok sevilen Gloria Estefan vardı.

South Beach sahil yolunun üzerindeki bazı Art Deco binalar butik otele çevrilmiş, aralarında çok şık olanları var, en azından lobilerinden içeri girip bakmalı. Eğer otelinizi sakin bir yerde tercih ediyorsanız burası size göre değil, müzikli gece hayatı geç vakitlere kadar canlı burada.

Her zaman hem otantik, hem de fiyat açısından daha insaflı olduğundan olsa gerek, yemek için turistik yerlerden kaçınıyoruz. Bir çok kişi gibi orada yaşayan insanların gittikleri lokantaları tercih ediyoruz. Miami’de yaşayanlar South Beach’e yakın ama illa da gurme bir restoran arayışında değillerse, yürüyerek trafiğe kapalı olan Lincoln Road’a gidiyorlar. Burası büyüklü küçüklü mağazalarla hem alışveriş, hem de restoran ve cafelerin sağlı sollu dizili olduğu canlı bir yaya bölgesi. Miami civarında alışveriş için Bal Harbour, Aventura Mail ve Merrick Park’ı günün her saati dolup boşalıyor.

 

Miami (13)

 

Sabah erkenden yola çıkıyoruz. Hedefimizde “Monkey Jungle” Maymun ormanı ve Everglades ulusal parkı var. Florida’nın doğallığı bozulmamış yani henüz insan eli değmemiş, yaban hayatın tüm güzelliği ile yaşandığı bir bölge burası. Miami’nin insan eli değmeden önceki hali olarak tarif ediyorlar. Timsahlar ve tropik kuşların özgürce dolaştığı, uçsuz bucaksız sazlıkların arasında, arkalarına takılmış büyük pervanelerin yardımıyla giden aircraft botlarla gezmek harika bir deneyim. Dönüşte Seminole Indian Reservation denilen kızıldereli köyüne gidiyoruz. Eski Florida’yı hissetmek için bir de bölgenin asıl sahiplerinin çocukları, şimdinin suskun sakinleri olan birçok yerli kabilesinden biri olan Seminollerin kasabasını ziyaret edeceğiz.

 

Miami (20)

 

Seminole sözcüğü, “vahşi” anlamına geliyor. Ancak Seminole yerlileri, bu sözcüğü, “yola getirilmemiş” anlamıyla benimsiyor ve bununla gurur duyuyorlar. Bize rehberlik eden genç; “Çünkü biz, Amerika Birleşik Devletleri’yle hiçbir resmi anlaşmaya oturmamış tek Kızılderili kabileyiz” diyor. XVIII.Yüzyılın başında, Florida’da tarım ve hayvancılıkla uğraşıyor, mutlu bir yaşam sürüyordu atalarımız. Ama Beyaz çiftçiler, verimli topraklarımıza göz koydular. Topraklarımızı korumak için hep savaşmak zorunda kaldık.

 

Miami (19)

 

 

Bugün ABD’de Kızılderililer, özerk topluluklar halinde yaşıyorlar. Bazı kabileler, ABD yönetiminin kendilerine sunduğu kolaylıkları kabul ediyor, hükümetin bölgelerinde okul açmasına, onlara sağlık hizmetleri götürmesine izin veriyorlar. Seminole halkı, bu tür olanakların, özerkliklerini azaltacağı görüşünde. Hem onların ne doktora, ne de okula gereksinmeleri var. “Kendi doktorlarının” yaptığı büyüler, hazırladığı ilaçlar ile sağlık sorunlarını çözümlüyorlar. Okul falan da istemiyorlar. Çünkü ABD hükümeti açısından, Kızılderililer ABD yurttaşı sayıldıklarından, dileyen onların okullarına gidebiliyor. İşte hemen hemen pürüzsüz bir İngilizceyle bize ulusunu tanıtan genç liseyi bitirmiş. Ancak okullar, Kızılderililerin yerleşme yerlerinden çok uzakta bulunduğundan daha fazla devam edememiş.

 

Miami (20)B

 

Yaşlı Seminole kadınları, okula gitmenin hiç de gerekli olmadığını düşünüyorlar. Beyazların dünyasıyla zorunlu ilişkileri yürütmeye yetecek bilgileri, kendi bünyelerinde oluşturdukları kurslarda öğreniyorlar. Ama genelde eğitim, erkek çocuklara dayıları tarafından, kız çocuklara ise kadınlar tarafından veriliyor. Anaerkil toplum yapısının bütün kurallarına sıkı sıkıya uyuluyor.

 

Miami (20)A

 

Savaş olmadığından, kabile reisleri etkin değil. Kabilenin bütün maddi varlığı tüm üyelerin ortak malı olduğundan, miras sorunu yok. “Beyazlarla asla masa başına oturmamış” olmakla övünen ve bugün, Amerika Kızılderilileri arasında geleneklerini koruma yolunda en büyük toplumsal savaşımı sürdüren Seminole kabilesi, “Reservation” diye anılan köylerinin, bir toplama kampı olmadığını, dileyen yerlinin, uygar dünyaya karışabileceğini söylüyorlar. Gerçekten de, bugün Amerikalı kadın ya da erkekle evlenmiş Seminole yerlileri, bu özgürlük anlayışının kanıtını oluşturuyorlar.

 

 

z-Key west (25)

 

Akşama doğru yorgun bir şekilde Miami Beach, Coral gables’teki otelimize dönüyoruz. Sabah erkenden Florida yarımadasının ucundan “arabamızla” okyanusa açılacağız!

Okyanustaki ondan fazla adayı viyadüklerle birbirine bağlayarak yapılmış bir yoldayız. Uçsuz bucaksız okyanusta, Key Largo, İsla Morada, Long Key, Duck Key, Boot Key, Sugarleaf Key gibi adalardan geçerek 270 kilometre yolu bitiriyor ve sonra Key West’e varıyoruz.

 

z-Key west (22)

 

Bir süre Ernest Hemingway’in de yaşadığı Key West adası adeta bir cennet. Yürüyerek birbirinden sevimli Victoria dönemi koloniyal evlerin dizili olduğu sokak aralarında dolaşıp, akşam herkesin gün batımı için buluştuğu Mallory Square’de sokak göstericilerini izliyoruz. Caddelerinde rahat, sere serpe dolaşan insanların gezdiği caddelerde dolaşıyor, Whitehead caddesindeki Hemihgway’in evini ziyaret ediyoruz.

 

 

z-Key west (23)

 

Akşam nasıl oluyor anlamadan kendimizi limandaki Karayip müziği çalan “Sunset Pier” orkestrasının nameleriyle kokteyl yudumlarken buluyoruz. Kızıl güneş ufka inemeden kara bulutların arkasında kayboluyor. Dönüş yolunda anlıyoruz kara bulutların kerametini. Yağmur hızlandığında araç sürmek imkansız hale geldiği için birkaç kez yol kenarına çekiyor, yağmurun biraz azalmasını bekliyoruz. Böyle olunca da yol bir buçuk saat fazla sürüyor. gece yarısı otele varıyor, bu günden de nafakamızı almış olarak yataklarımızda kayboluyoruz.

 

October 7, 2011. (2 of 13) Everglades, Florida. John Tiger Tail, a Miccosukee Tribe member residing on the edge of the Everglades National Park, in the wca 3A south area considers the Everglades to be his home, his office, his grocery store, his everything. “It’s my whole life” says John, who has been holding tours for the last 16 years.“I love going out on my airboat, I always have. I have baby pictures of me on my dad’s airboat, at 7 years old I would sit on my father’s lap and steered the airboats” says John. “Airboats were such a big part of our family history.” His father held airboat tours in the 50’s and 60’s and the family airboat business was passed down to John once his father passed away, and in 2007 John created his business “Tigertail’s Airboat Tours” 16.5 miles west of Krome Avenue in Miami. “Travelling through the Everglades is best on airboat because the airboats are environmentally friendly, also for me, the smaller the airboat, the better it is for my hunting“ says John. (Photo by: Vanessa Castillo)

 

Miami’nin kuzeyine yapacağımız kısa bir yolculukla bu geziyi tamamlayacağız. 95 Numaralı yoluna girip,  Florida’nın Venedik’i olarak adlandırılan, kanallar kenti Fort Lauderdale’ye varıyoruz.  Kanalları ve plajları çok ünlü. Fort Lauderdale’de birkaç saat oyalanıp, Las Olas’daki şık cafelerde mola veriyor, nefis kahveler içiyoruz. A1A olarak adlandırılmış ünlü yolda sahil boyunca plajlar, cafeler ve oteller sıralanmış. Kanallar arası dolaşan Water Taxi ile kanallarda dolaşıyoruz. Günün kalan kısmını Tenis turnuvası ile ünlü Boca Raton, Town center mall, Mizner, Lake Worth’deki Worth avenue ile bitiriyor, dönüş yoluna düşüyoruz.  Ünlü mimar Addison Mizner tarafından yapılan Akdeniz tipi binalar, şirin avluları, kemerleri, sütunlarına sarılmış begonvilleri ile tablo güzelliğinde sokaklardan geçiyor, tadı damağımızda bu yolculuğunda sonuna geliyoruz.

 

z-Key west (24)

 

Miami için özet olarak ancak “Başka bir dünya” diyebilirim. Yolunuz Miami’ye düşerse ki mutlaka düşürün emin olun ki çok beğenecek ve eğleneceksiniz.

Gezenlere, gezmek isteyenlere, gezmesini bilenlere bitmeyen yolculuklar diliyorum.

 

Miami (23)

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir