Lizbon

Yedi tepeli şehir, 

“Adieu, Lisbonne

Vieille cité du Portugal

Sous ton ciel bleu sans égal

Tu apparais, royale…”


“Elveda Lizbon,

Portekiz’in yaşlı şehri

Eşsiz mavi gökyüzünün altında

Şahane görünürdün…”

Çocukluğumun sevimli şarkıcısı Dario Moreno’nun ünlü şarkısı hala silinmemiş kulaklarımdan.
İspanya’nın Kuzeybatıdaki en ücra bölgesi olan Galicia’nın başkenti, muhteşem bir ortaçağ şehri olan Santiago De Compostela’dan yola çıktığımızdan beri dilime takıldı bu şarkı. Ülkenin kuzeyinden Portekiz’e giriyor, yaklaşık 4 saat daha yolculuktan sonra aralıksız yağan yağmurla Lizbon’a kavuşuyoruz.

DSC_7592

Yazının başlığından anlaşılacağı gibi Lizbon da İstanbul ve Roma gibi yedi tepe üstüne kurulmuş tipik bir Akdeniz kenti. Lizbon bölgesi Avrupa Birliği ortalamasının üzerindeki refah düzeyi ile Portekiz’in en zengin bölgesi. 1260 yılından beri Portekiz’in başkenti olan Lizbon Avrupa’nın en renkli başkentlerinden birisi. 16. yüzyılda Portekiz İmparatorluğu zamanında en ihtişamlı dönemini yaşamış. X.yüzyılda Nüfusunun Çoğu Müslüman olan Lizbon’da anadil Arapça idi. VIII. yüzyılda Kuzey Afrika’dan gelen Müslümanların kenti ele geçirip, 433 yıl boyunca hüküm sürmüş olmaları şehirdeki Arap etkisinin nedenini açıklamaktadır.

Evet, Lizbon’da Arap etkisi hâlâ görülebilmekte. Kentteki birçok yerin adı Arapçadan gelme. Lizbon’un ayakta kalan en eski mahallesi olan Alfama’nın adı Arapça “el-hamma”. Portekizcede “Lisboa” diye telaffuz edilen Lizbon’un adı Arapça “el-Uşbuna”.

DSC_7574

1147 yılında Reconquista (yeniden fetih) döneminde Portekiz Kralı I. Afonso önderliğindeki Fransız, İngiliz, Alman ve Portekiz şövalyelerinden oluşan bir grup Lizbon’u kuşatır ve şehri Endülüslülerin elinden alır. Bu tarihten sonra Lizbon tekrar Hıristiyanların egemenliğine girer. Zamanla Arapça, günlük hayattaki önemini yitirir ve yerine Portekizce geçer. Çoğunluğu oluşturan Müslüman nüfus zorla katolik Hıristiyanlığa döndürülmüş ve camiler kiliseye çevrilmiş.

DSC_7576

Ülkenin yakın tarihinde ise António de Oliveira Salazar isimli kanlı bir diktatör ile 45 yıl süren bir dikta devri var. Açılımı “Fado, Fiesta, Futbol” olan “3F” ile insanları uyutarak 45 yıl süren bir faşist dönem.  25 Nisan 1974’deki devrim ile demokrasiye geçilmiş. Avrupa Birliği’ne üyelik ise ülkenin kalkınması için önemli bir basamak olmuş.

DSC_7601a

Birçok kişi Lizbon’u Güney Amerika’nın küçük bir modeli olarak tarif etse de, bence Lizbon’un kendine has bir rengi, dokusu ve yapısı var. Yani kısaca Lizbon, Lizbon’a benziyor. Nostaljik tramvayı, binaları, denizi ve insanları ile gece yarılarına kadar yaşayan, eğlenen bir şehir burası. Akşam güneş batar batmaz sokakları boşalan diğer Avrupa şehirleri gibi değil Lizbon. “Porto” yazımda da bahsetmiş olduğum gibi ünlü bir özdeyiş var Portekiz’de. “Coimbra şarkı söyler, Braga dua eder, Porto çalışır, Lizbon eğlenir. Gördüğünüz gibi Lizbon’un eğlencesi özdeyiş olmuş.

DSC_7636

Lizbon, tepelerin üstüne kurulmuş bir şehir. Ama bildiğiniz gibi, bir şehri tanımak için yürümek, sokaklarında kaybolmak, arka sokaklarında molalar vermek, lezzetlerinin tadına bakmak şart. Bu şekilde gezmek biraz yorucu olabilir ama inanın Lizbon, attığınız her adıma değiyor.

Lizbon’un Portekizcedeki söylenişi olan “Lisboa”nın anlamı  “Beyaz kent” demek. Gerçekten de tepeden kente baktığınızda beyazın diğer renklere baskın olduğunu görüyorsunuz. Lizbon, tarihi binalarını ve şehrin karakterini oluşturan ana dokusunu korumayı başarmış.

DSC_7622

Lizbon’da bir gün sanki 36 saat. Kimsenin acelesi yok. Hayat İstanbul’a göre oldukça yavaş. Yunan adalarında yaşayan insanlar gibi sakin, rahat ve telaşsızlar. Her yerde restoranlar dolup taşıyor. İş molası, alışveriş molası ne derseniz deyin Lizbonlular restoranları dolduruyor ve sakin sakin yemeklerini yiyorlar.

DSC_7666

Yemekten söz açılmışken, Portekiz’e gidip de deniz ürünleri yemeden gelmek olmaz.  Lizbon’da özellikle sardalye ızgara çok popüler bir yiyecek. Girdiğimiz ilk restoranda mangalda ateşin içinde duran metal kazıklara balıklar ağzından geçirilip, dikey vaziyette ızgara yapılıyordu. Çok lezzetli olabilirdi. Ancak balıkların içini temizlemeden kızarttıkları için neredeyse hiç yiyemedik. Her yerde Okyanustan yakalanmış balıkları bulmak mümkün. Masaya oturur oturmaz ekmek ve zeytinyağında yüzen zeytin tabağı geliyor. Balığın yanında gelen sarımsak ve zeytinyağı sosu da ayrı bir lezzet. Fiyatlar gayet makul. Portekiz, Avrupa’da ucuz olarak sınıflandırılabilecek birkaç ülkeden biri. Diğer Avrupa ülkelerine göre oldukça ekonomik bir gezi imkanı sunuyor.

DSC_7722

Tejo Irmağının güzelliğine güzellik kattığı Lizbon;  nehrin denize açılan ağzında yani bir haliçte kurulu. 1755 yılındaki deprem ve ardından oluşan tsunami nedeniyle Alfama bölgesi dışında kalan şehrin diğer bölgeleri büyük bir yıkıma uğramış ve 60 bine yakın insan hayatını kaybetmiş. Büyük depremden yara almadan kurtulan,  Alfama’ya Portekizlilerin “Electricos” dedikleri 28 numaralı tramvayla çıkılabiliyor. Çıkışta tramvay, inişte ise yürümek Alfama için ideal. Tırmanışın sonunda vardığınız Sao Jorge Kalesi’nden şehrin manzarasını izlemek çok keyifli. Alfama, kelime olarak Arapçadaki “Al hama”dan geliyor. Zaten Portekizce’deki ‘Al’ hecesiyle başlayan bütün kelimeler Arapça kökenli desem yanlış olmaz herhalde.

DSC_7637

Baixa bölgesi, Lizbon’un gelişmiş yerleşim alanı. Bu bölgenin en güzel caddesi Rua Agusta. Aralarında pek çok ünlü markanın da bulunduğu dükkanlar, cafeler, hediyelik eşya veya el sanatları satılan tezgahlar. Kısacası burası kentin en turistik ve eğlenceli caddesi.. Burada görülmesi gereken bir başka yapı da Eiffel köprüsünün mimarı Gustave Eiffel tarafından yapılan Santa Justa asansörü. Asansör sayesinde diğer tepelik bölgeye, Bairro Alto’ya geçilebiliyor. Şehrin gece hayatının kalbi burada atıyor. Fado mekanları, restoranlar ne ararsanız var Bairro Alto’da .

sahibinden_DSC_7785

Lizbon’da dikkatinizi çekecek bir diğer yapı da 25 Nisan Köprüsü. Eski adıyla Salazar Köprüsü. İki dünya savaşı arasında 200 bin mültecinin yerleştiği kentte, 1966’da büyük ölçüde ABD yardımıyla yapılmış. Lizbon, ziyaretçilerine oldukça zengin imkanlar sunuyor. bir zamanların şirin balıkçı köyleri, Estoril ve Cascas, Avrupa’nın en Batı ucu olan Cabo da Roca sarp kayalarıyla dikkat çekiyor. Sert esen rüzgarıyla

DSC_7671

Lizbon’a gitmek için en uygun zamanı herkes kendine göre ayarlamalı. Havanın en sıcak olduğu, denize girilebilen ve eğlence açısından en aktif dönem olan Haziran-Eylül arasında mı? Az turistli, daha ucuz otel fiyatları için serin geçen Ekim-Şubat  döneminde mi? Havaların güzelleşmeye başladığı, turistlerin de çığırından çıkmadığı zaman dilimi Mart-Mayıs arasında mı? Size kalmış.

DSC_7703

Gezeceğiniz müzeler ve ulaşım meselesi için birçok şehirde olduğu gibi burada da işinizi kolaylaştıran city pass’lerden alabilirsiniz. Adı “Lisboa Card” 1, 2 ve 3 günlük alabiliyorsunuz. İlk kullanımdan sonra saat işlemeye başlıyor . Müzelere bazen ücretsiz bazen de indirimli giriş sağlamasının yanı sıra ulaşım araçlarını da kapsıyor.

Lisbon’da mutlaka görülmesi gereken yerleri özetleyecek olursam, şöyle bir liste fazlasıyla yeterli olacaktır.

DSC_7678

Praça Do Comercio : Lizbon’un en şirin, en büyük ve ünlü meydanı. “Terrerio do paço olarak ta adlandırılan alanda birbirine yaslanmış ve aynı tipteki evlerle çevrili güzel bir alandan oluşuyor. Şu anda meydan bir çok bakanlığa ev sahipliği yapmakta. Yapımı 125 yıl süren, muhteşem bir yapı olan “Arco de Triunfo”(zafer Takı) da buraya bakıyor. Meydanın tam ortasında ise, atının üstünde Tajo nehrine dönük olarak yer alan, kral Jose I’in anıtı görenleri hayran bırakıyor.

DSC_7600

Rossio olarak adlandırılmış bölgede bulunan Figueira Meydanı, Merkez istasyonu, Sao Jorge Kalesini gören ve tam ortasındaki Brezilya imparatoru Pedro IV’ün heykeliyle süslenmiş, Don Pedro IV Meydanı cıvıl cıvıl, her türden insanlarıyla uzun zaman geçirilebilecek yerlerden.  Aynı meydanın çevresini süsleyen, Dona Maria II Ulusal Tiyatroyu, Barok mimarinin güzel örneği Sao Domingo Kilisesini, Kilisenin hemen arkasındaki kırmızı renkli XVII.yüzyıl başlarında yapılmış olan, Palacio da Independencia (Hürriyet Sarayı) atlamamak lazım.  Bu sarayın bir özelliği de Portekiz’in İspanyol hakimiyetine karşı özgürlük bildirgesini açıkladığı yer olması.

DSC_7701

Chiado Bölgesine gelince; Birçok saray ve barok tarzı kilisenin bulunduğu, Lizbon’un en şık caddeleri olan Garret ve Do Carmo buradadır. Kısaca, Carmo rahibe manastırı, Martires ve Ençarnaçao kiliseleri, Praça Camoes, Fado müziğinin eksilmediği tavernaları ile ünlü Bairro Alto mahallesi mutlaka ilginizi çekecektir. Hemen yakınlardaki “Miraduro de Sao Pedr de Alcantara” teraslarından kale ve “La Baxia” manzaralarının keyfini çıkarabilirsiniz. Aşağı inerken, tramvay olmasına rağmen asansör denilen “Elevador da Gloria”  yani Gloria Asansörünü kullanabilirsiniz.

DSC_7657

Alfama bölgesi denilince ilk akla gelen yer tabiki “Sao Jorge” Kalesi. Vizigotlar tarafından yapılmış olan kale 14-15 nci yüzyıllarda kraliyet sarayı olarak kullanılmış. Kalenin heybetli burçları ve 10 adet kulesi var.

DSC_7712

XII. yüzyıldan beri Lizbon’un ana katedrali olan”Se Katedrali” aynı zamanda kardinallik zincirinin de bir parçası. Şehre hakim bir tepede sade mimarisiyle dikkat çeken katedralin içinde bir de küçük müze var. “Se hazineleri Müzesi”. Müzede dini sanat eserleri ve kutsal emanetler sergileniyor.

Avenida da Liberdade (Özgürlük caddesi), Jeronimos Manastırı, kenarındaki “Padrao Dos Descobrimentos Anıtı”, “25 De Abril” ve “Vasco Da Gama” köprüleri, “Aqueduto Das Aguas Livres” su kemeri, Rio De Janerio’da ki İsa heykelinin benzeri olan, açılmış kolları ile adeta Lizbon’u kucaklayan,  28 Metre yüksekliğindeki “Cristo Rei” anıtı ve müzeler…müzeler.

DSC_7639

Bütün bu yukarıda yazmaya çalıştığım şeylerin yanında bir yapı daha var. Evet, Lizbon şehrinin sembolü olmuş şaheser yapı, Belem kulesi yani Torre De Belem. Tajo Nehrinin üzerine yapılmış bu yapı Francisco Arruda tarafından tasarlanmış. Eser Gotik-Romanesk olmasına rağmen İslam sanatından da süslemeleri var. Böyle olunca da, ayrı bir mistik, egzotik ve çekici bir hava yaratmakta. Yapıldığı devirde, şehre giren ya da çıkan gemileri ve gemicileri kontrol etmek amacıyla kullanılan Belem kulesinin üçüncü katında bir de şık bir galerisi var.

DSC_7682

Son bir şey ekleyerek bu yazımı sonlandırayım. Bu şehir yani Lizbon, gezmeye gelenlere güzelliklerini, kültürünü, yaşam tarzını keşfetmeleri için kendisini sınırsızca sunmakta, misafirlerinin gönüllerinde iz bırakan bir şehir. Arka sokakların birinde, bir kafede oturup, gelen geçen Lizbonluların koşuşturmalarını gözlemlemek, cana yakın bir Lizbon’lu ile arkadaşlık kurup, turist rehberlerinde yazılı olmayan bir yerler keşfetmeyi denemek, sıradan bir barda Fado dinlemek, Portekiz mutfağından yeni tatlar denemek kişisel tarihinize yazılacak en güzel sayfalardan biri olacaktır.

Gezenlere, gezmek isteyenlere, gezmesini bilenlere bitmeyen yolculuklar diliyorum.

DSC_7791a

DSC_7790


DSC_7762

DSC_7755
DSC_7714


DSC_7603

 

sahibinden_DSC_7752

sahibinden_DSC_7700

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir