Kudüs

“Zamanda yolculuk” 

 

Kim demiş? zamanda yolculuk yapılmaz diye. İşte Kudüs’teyiz. Bence çağlar ötesine yapılacak bir yolculuğun yeryüzündeki tek merkezi. İlk çağlarda yaygın olan pagan inançlarını ve çok tanrılı şehir panteonunu yerle bir eden ilk isyancı şehir Kudüs. Varlığı ve kimliği tek tanrı inancıyla şekillenmiş olan bu kutsal şehir, üç evrensel semavî dinin dünyada bir araya geldikleri veya gelebildikleri tek yer.

Üç din, üç kitap, üç peygamber…

 

Kapak - Kudüs (1)

 

 

Kudüs’ün rengârenk, dar ve dolambaçlı sokaklarında adeta peygamberler dolaşıyor, meydanlarında vaaz veriyor, mabetlerinde mucizeler gösteriyorlar. Şehrin tarihi ve mistik ruhu, şehrin en kuytu köşelerine sinmiş gibi. Günahlardan arınmanın, kurtuluş için gidilecek kilisenin, caminin, sinagogun yolu, kefaret ödemek için yürünecek dikenli yol, ruhun göğe yükseleceği (Miraç) sadece bu şehirde var. Hz. Davud’dan Hz. Süleyman’a, Hz. İsa’dan Hz. Muhammed’e kadar insanlığın manevi dünyasına yön verenler, bu şehirde bir işçi gibi çalışmışlar, kutsal sözlerin evrensel mekânını burada kurmuşlar.

Üç bin yıllık tarih, Kudüs’ün geçmişi hakkında ancak bir fikir verebiliyor.

 

 

Kudüs-(5)

 

 

Hz. Davud’un Yahudilere kral olup “Ahit Sandığı”nı Kudüs’e getirdiği andan itibaren şehrin kaderi, tarihe yön veren büyük güçlerin eline geçiyor. Hz. Davud’un yarattığı cazibe, oğlu Hz. Süleyman’ın yaptırdığı muhteşem mabetle âdeta taçlanıyor. Ancak yeryüzünde yaratılan bu cazibe, tanrının lânetini de beraberinde getiriyor sanki. Mısır, Asur, Babil, Pers, Memluk, Makedon, Roma, Emevi ve Osmanlı istilâları, doğru yoldan ayrılan şehir halkına tanrının yağdırdığı lânet olarak yorumlanıyor.

 

 

Kudüs (24)

 

 

Sakin, huzurlu ve modern Akdeniz kenti Tel Aviv’den zaman tüneline girip, 65 kilometrelik otobanı yaklaşık 50 dakikada kat ederek ulaşıyoruz Kudüs’e. Navigasyon cihazının yol göstericiliğinde caddelerden, sokaklardan geçiyor otelimizi arıyoruz. Asfalt hariç her yer, her bina kum sarısı. Yolumuz bir caddeye düşüyor. Geniş bir bulvar ama hiç araç yok. İleride bir kalabalık görüyoruz. Yavaş yavaş kalabalığa doğru yaklaşıyoruz. İlginç şapkaları, saçları, sakalları ve siyah giysileriyle “Hasid” Yahudilerin ortasına düşüyoruz.

 

 

Kudüs-(26)

 

 

Kadınlar, erkekler ve çocukları büyük bir kızgınlıkla bize bakıyorlar. Arabanın önüne geçiyorlar, sinirli sinirli bir şeyler söylüyorlar. Bir kadın önümüzde duruyor, eliyle arabanın kaputuna vuruyor. Önce acaba bu yol trafiğe kapalı bir yol mu? diye aklımdan geçiriyorum ama sonra aklımız başımıza geliyor. Yahudilerce kutsal sayılan ve çalışmanın günah sayıldığı cumartesi günündeyiz ve bu kızgınlığın sebebi de araç kullanmamız. Haklıydılar!Cumartesi günleri asansörün düğmesine bile basmayan, elektrik düğmesini bile açmayan Hasidik Yahudilerin gözünde büyük bir günah işlemiştik

.

 


Kudüs (9)   Kudüs (20)

 

 

On emirden biri olan “Cumartesi yasağı” aslında “sahip olmama, mülkiyet edinmeme günü” demek. O gün her hangi bir şeye sahip olmak için çalışılmayacak, altı gün boyunca sahip olunanlar yedinci gün tanrının emirleri doğrultusunda harcanacak, paylaşılacaktı. Biz bu kuralı bozmuştuk. Şehirde elle tutulur derecede hissedilen din olgusunun doğal sonucu oluşan inanç yelpazesinin barış ile savaş arasında sürekli gidip geldiği bir ortak yaşam alanında olduğumuzu hissetmememiz neredeyse imkânsız. Herhangi bir İsrailliye, İsrail’in yönetim şekli nedir? Diye sorduğunuzda alacağınız cevap “Din Devleti” olacaktır.

Doğu Roma İmparatoru Constantinus’un annesi Helena’nın M.S. 326’da yaptırdığı Zeytindağı’ndaki kilise ve Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği tepeye yapılan Anastasis (Holy Sepulcher) Kilisesi, Doğu Hıristiyanlığının tarihinde bir dönüm noktası olmuş, bu tarihten itibaren Kudüs, Hıristiyanlığın kutsal ziyaret yerlerinin başında gelmiştir.

 

 

Kudüs-(25)

 

 

Giderek artan hac yolculuklarının hedefine yerleşen şehir “Kutsal Şehir” unvanını kazanmış, 638’de Hz. Ömer komutasındaki İslam ordusunun şehri almasıyla Müslümanlar da bu inanç renkliliğine ve zenginliğine ortak olmuşlar.

Kudüs, binlerce yıldır uğruna milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, binlerce komutanın, İmparatorların, Kralların savaştığı paylaşılamayan şehirdir. Kenan hükümdarlığının kontrolü ile başlayan şehir, bin yıllar içinde 25 kez el değiştirip ve son olarak İsrail devletine kalıyor. Yıllarca yıkılıp yeniden yapılan şehir ancak bu günlerde biraz sükunete kavuşmuş, huzurlu ve dinlenmekte.

 

 

Kudüs-(11)

 

 

Kudüs’ün dar ve renk cümbüşü sokaklarında dolaşırken sık sık hacı olmaya gelen gruplarla karşılaşıyoruz. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı surların içi yani eski Kudüs, zaman tüneline takılmış bir film platosu gibi.

Ermeni, Yahudi, Müslüman ve Hıristiyan bölgelerinden birine girdiğinizde kültür değişikliğini hemen fark ediyorsunuz. Yahudi Bölgesinde modern görünüşlü Yahudiler de var ama koyu dindar olarak nitelendirebileceğimiz “hasidik” yani koyu dindar Yahudiler çoğunlukta. Genellikle erkekleri Kipa, kadınları ise Kippot takıyorlar. Siyah takım elbise giyiniyorlar ve bazıları siyah kravat takıyorlar.

 

 

küçük-kapak

 

Güvenlikten geçip, Ağlama Duvarı’nın bulunduğu meydana giriyoruz. Meydan oldukça kalabalık! İnsanlar duvarın dibinde dua edip, tanrıya yakarıyorlar. Kadın ve erkek bölümleri birbirinden bir tahta perde ile ayrılmış. Daha geniş olan sol tarafta erkekler, sağda ise kadınlar dua ediyor. Dileklerini küçük kağıtlara yazıp, duvarın deliklerine sokuşturuyorlar. Taşların arasında neredeyse hiç boş yer kalmamış. Duvarın sol tarafı bir yer altı geçidine açılıyor. Orada da dua eden insanlar var, ancak fotoğraf çekmek bu bölümde yasak.

 

 

Kudüs (8)

 

 

Yeterince fotoğraf çektiğime inanarak Ağlama duvarına indiğimiz merdivenleri geri tırmanıp, Ermeni Bölgesi‘ne geçiyoruz. Karşımıza çıkan Zion Kapısından çıkıp, dar sokaklarda bir süre ilerledikten sonra Armenian Shop isimli Ermeni Mağazasını gördüğümüzde Ermeni Bölgesinde olduğumuzu anlıyoruz. Birkaç dükkâna girip çıkıyoruz. Gayet sıcak karşılıyorlar. İstanbul hakkında sorular soruyorlar. Sessiz sakin yaşamlarını sürdürüyorlar.

 

 

Kudüs-(30)

 

 

Ermeni Bölgesi’nden çıkınca yine dar sokakları adımlayıp, New Gate’i (Yeni Kapı) geçtikten sonra Hıristiyan Bölgesi‘ne ulaşıyoruz. Zaman zaman kayboluyor ama sonunda yolumuzu doğrultuyoruz. Hıristiyan Bölgesi’nin kalbi ve Hz. İsa’nın bu kilisede dirileceğine inanılan Church of the Holy Sepulchre’nin mahşeri kalabalığına karışıyoruz.

 

 

Kudüs-(29)

 

 

Eski Kudüs’ün; Demascus Gate, Jaffa Gate, Zion Gate, New Gate, Herod’s Gate, Dung Gate, St.Stephan’s Gate ve Golden Gate olmak üzere sekiz kapısı var. “Golden Gate” kapısından çıktığımızda sağlı sollu birçok kilise görüyoruz. Sağ tarafta ünlü Zeytin Dağı var. Burası rivayete göre Hz. İsa’nın Son Yemeğini yediği yer olarak biliniyor. Günümüzdeki en ünlü Yahudilerin mezarları burada. Mezarlık, neredeyse bütün tepeyi kaplamış. Hz. İsa’nın bu tepeye geleceğine inandıklarından bir kişilik mezar yeri fiyatları bir, bir buçuk milyon dolara kadar çıkıyormuş. Tepenin alt yamacında ise Ortodoks mimarisi ile inşa edilmiş altın kubbeli (Mejdeli Meryem) Mary Magdalena Kilisesini görüyoruz.

 

 

Kudüs (14)

 

 

Sur içi dört ayrı bölgeden oluşuyor. Ermeni, Hıristiyan, Müslüman ve Yahudi Bölgeleri. Fiziki bir engel yok ama gözle görülür bir bölünmüşlük var. Bölgeleri kısaca ele alırsak; Ermeni Bölgesi, Kudüs’ün sur içinde bulunan en küçük yüz ölçümüne ve en az nüfusa sahip ama en eski bölgesi. XII. Yüzyılda yapılmış olan St.James Ermeni Patrikhanesi burada bulunuyor. St.James Kilisesi O kadar renkli ve işlemeli bir kilise ki hayran olmamak elde değil. Ermenilere göre bu Kilise’ye adını veren azizler St.James the Great’in kafası ve St. James the Less’in burada gömülü olduğuna inanıyorlar. Kilisenin önündeki papaza, Aziz St. James’in gövdesinin nerede olduğunu soruyorum. İspanya’nın kuzey batısındaki Galicia bölgesinde bulunan Santiago de Compostela’da olduğunu söylüyor.

Hıristiyan Bölgesinde az sayıda konut var. Genellikle dini binalar bulunuyor. Bunların en önemlisi kuşkusuz Church of the Holy Sepulchre (Yeniden Diriliş Kilisesi). Hz. İsa’nın burada öldüğüne inanıldığından Hıristiyanlar için önemli bir Hac noktası haline gelmiş. Bu kadar önemli olmasının bir başka nedeni ise Hz. İsa’nın bu tepede çarmıha gerildiğine ve bedeninin burada gömülü olduğuna inanılması.

 

 

Kudüs-(12)

 

 

Müslüman Bölgesi; En büyük ve en fazla nüfuslu bölge. Bölgedeki en meşhur yapı İslamiyet’teki ilk kubbeli yapı olan, Emevilerin inşaatına başladığı ve şu anda cami olarak kullanılan altın kubbeli Kubbet üs Sahra.
Yahudi Bölgesi; Kudüs’ün en bakımlı ve en temiz bölgesi burası. Yahudiler için önemi Hz. Süleyman (King Solomon) Mabedi’nin bu şehirde olmasından kaynaklanmakta. Günümüzde bu tapınaktan geriye sadece bir duvar kalmış. Western Wall olarak da adlandırılan bu duvar, bilinen adıyla “Ağlama Duvarı”dır. Günümüz tarihçileri arasında bu duvarın mabedin son duvarı olmadığını, sadece istinat denilen, dayanak ve destek duvarı olduğunu savunanlar da olduğunu söylemeliyim.

 

 

Kudüs-(13)

 

 

Müslüman bölgesi ise en renkli ve en canlı bölge. Evleri, dükkanları adeta bir renk cümbüşü. İki metre genişliğindeki sokaklarında nereye bakacağını şaşırıyor insan. Müslümanlar açısından Kudüs’ün manevî ruhunu temsil eden ve İslâm sembolizminin en önemli yapılarından ikisi burada. Kalabalıktan zar zor ilerleyerek adımladığımız sokaklar, aynı avlu içinde bulunan Kubbet üs Sahra ve Mescid-i Aksa’nın 14 kapısından birinin önüne getiriyor bizi.

 

 

Kudüs-(7)

 

 

Kapıda üç sivil Arap görevlinin yanı sıra iki de asker var. Çantalarımız ve üstümüz aranıyor. Müslüman mısınız? Diye soruyor görevli. Evet deyince, bir sûre okumamızı istiyor. Ben okumaya başlarken diğer görevli nüfus kâğıdımızı istiyor. Pasaport çıkarıyorum, almıyor nüfus kâğıdını ver diyor. Nüfus kâğıdının arkasındaki din hanesine bakıyor ve Fatiha suresini oku diyor. Yüksek sesle okumaya başlayınca sinirlendiğimi anlayıp, tamam tamam geçin diyor. Kapalı çarşının girişi gibi bir kapıdan geçip büyük bir alana çıkıyoruz. Sağda Mescid-i Aksa, solda altın kubbesiyle ve seramik kaplamasıyla parlayan Kubbet üs Sahra karşılıyor bizi. Hz. Muhammed’in miraca buradan çıktığına inanılıyor.

 

 

Kudüs-(16)

 

 

İki kez yenileme çalışması yapılan Kubbet-üs Sahra’nın ilk restorasyonunu, Kanuni Sultan Süleyman, ikincisini ise 1998 yılında Ürdün Kralı Hüseyin yaptırmış. Halife Abdülmelik Bin Mervân tarafından yaptırılan Kubbet üs Sahra, Hz. Ömer’in inşa ettirdiği mescidin temelleri üzerinde yükseliyor. Kubbet üs Sahra’nın üzerine yerleştiği kutsal kaya (Hacerü’l-Muallak), yaygın inanışa göre Hz. Musa’nın kıblesidir. Ayrıca Hz. Muhammed’in Miraç yolculuğuna buradan başladığı inancı, bu mekânın Müslümanlar arasındaki önemini bir kat daha artırıyor.

 

 

Kudüs (19)

 

 

İçeri giriyoruz, batılıların “Dome of the Rock” olarak adlandırdıkları kutsal yapının çok büyük bir kayanın üstüne yapıldığını görüyoruz. Kayanın altında bulunan küçük bir alanda da namaz kılınabiliyor. Hz. Muhammed’in Miraca çıktığı nokta metal bir oda haline getirilmiş. Kubbeye iskele kurulmuş, bakım çalışması yapılıyor. Ortadaki dev kayanın etrafını tam tur dönüp, fotoğraflar çektikten sonra dışarı çıkıyor, doğruca Mescid-i Aksa’ya yöneliyoruz.
Mescid-i Aksa; yapımı Hz. Davud’a kadar uzanan köklü bir tarihe sahip. Bu mabedi Hz. Süleyman yaptırmış ve yapımı yedi yıl sürmüştür. Kudüs’ün tarih boyunca uğradığı felâketler sonucunda pek çok kez yıkılmış ve yeniden yapılmış. Hz. İsa’nın yaşadığı dönemde de bu yeniden inşa faaliyeti devam etmiş. Mescid-i Aksanın İslâm inancına göre de önemli bir yapı. Hz. Muhammed’in hicretinden sonra bir buçuk yıl daha “kıble” olarak kabul ediliyor. Yani Müslümanlar uzunca bir süre namazlarını Kudüs’e dönerek kılıyorlar. Mescid-i Aksa, günümüzde de Müslümanların ibadet ve ziyaret amacıyla gitmeleri istenen kutsal yerler arasında sayılmaktadır.

 

 

Kudüs (18)

 

 

Mescid ziyaretimizi bitirip, Hıristiyanların hacı olmak için yürüdükleri ve “çile yolu” olarak isimlendirdikleri Via Dolorosa’ya yöneliyoruz. İsa peygamberin sırtına yüklenen haç ile yürütülerek acı çektirildiği ve sonunda da çarmıha gerildiği yol burası. Via Dolorosa yolunun Antonia kalesinden başlayıp, “Holy Sepulcher” yani “yeniden diriliş” kilisesine kadar 600 metre uzunluğu var.

Çile Yolunun üzerinde dokuz, yeniden doğuş kilisesinin içinde de beş olmak üzere on dört istasyon işaretlenmiş. İlk istasyon Hz. İsa’nın Pontius Pilatus tarafından ölüm cezasına çarptırıldığı yer. Lions’ Gate ‘in 300 metre batısından başlıyor. Duvarlarda her istasyonun yerini işaret eden levhalar var. Bu levhalar Roma rakamlarıyla numaralandırılmış.

 

 

Kudüs-(17)

 

 

İkinci İstasyon Chapel Of The Flagellation. Burası Pontius Pilatus’un kafasına dikenli taç giydirilmiş Hz. İsa için Latince “İşte insan!” anlamına gelen Ecce Homo sözlerini sarf ettiği yerdir. Hz. İsa’ya çarmıhı da burada verilmiştir. Bu istasyon, revaklı mimarisiyle gözden kaçması en zor olan istasyondur. Üçüncü istasyon ise Hz. İsa’nın ilk defa düştüğü yerdir.

Dördüncü istasyon, Hz. İsa’nın annesi Meryem ile karşılaştığı yerdir. Bu istasyondaki Ermeni Kilisesi de ilginç bir yapı. Kilisenin yer döşemesi olan mozaikler V.yüzyıldan kalma ve Meryem Ana’nın ayak izleri olduğu düşünülen sandal izleri hala görülebiliyor.
Beşinci istasyon, Romalı bir asker tarafından Hz. İsa’ya yardım etmeye zorlanan Cyrene Simon’un Hz. İsa’ya yardım ettiği yerdir. Hz. İsa’nın dinlenmek için elini dayadığı taş burada. Çile yolunu yürüyen herkes bu taşa elini koymak için sıra bekliyor.

 

 

Kudüs-(28)

 

 

Altıncı istasyon, Azize Veronica’nın Hz. İsa’ya temiz kumaş verdiği, Hz. İsa’nın da yüzünü bu kumaşa sürerek izini bıraktığı yerdir. Yedinci istasyon yürüyüşü boyunca Hz. İsa’nın ikinci kez düştüğü yerdir. Sekizinci istasyon, Hz. İsa’nın dindar kadınların yanına yaklaşıp dinsel öğütler verdiği istasyondur. Dokuzuncu istasyon ise Hz. İsa’nın yürüyüşü boyunca son ve üçüncü kez düştüğü yerdir. Onuncu istasyon ufak bir şapeldir. Hz. İsa’nın çarmıha gerilmeden önce Romalı askerler tarafından kıyafetlerinin çıkartıldığı yerdir. On birinci istasyon Hz. İsa’nın çarmıh yerdeyken ellerinin ve ayaklarının çivilendiği sırada Tanrıya seslenerek ”Baba ne yaptıklarını bilmiyorlar onları affet” sözlerini söylediği yerdir. On ikinci istasyon Hz. İsa’nın çarmıhta hayatını kaybettiği yerdir. On üçüncü istasyon Hz. İsa’nın bedeninin çarmıhtan alınıp annesi Meryem Ana’nın kollarına düştüğü yerdir.

 

 

Kudüs (15)

 

 

Burada Portekiz kraliçesinden armağan bir heykel var. On dördüncü istasyon ise Hz. İsa’nın bedeninin gömülmeye hazırlanmak üzere konulduğu musalla taşıdır. Burası Hıristiyanlar için en önemli alandır. Bu taş Hıristiyan inanışında İsa’nın bedeninden sonraki en kutsal şeydir. Bu taşa koyulan her nesne kutsanmış sayıldığından, insanlar yanlarında getirdikleri eşyaları bu taşa sürtmek için adeta yarış içindeler. İçerdeki yoğun mum kokusu ve kubbeden sızan ışığın loş atmosferinde insanların duygu yüklü yüzlerini inceleyerek musalla taşına zor da olsa yaklaşıp bir kaç poz fotoğraf çektikten sonra kendimizi dışarı atıyoruz.

Bu geleneksel istasyonların dışında 15inci İstasyon olarak kabul edilen bir istasyon daha var. Bu istasyonda ise Hz. İsa’nın dirildiğine inanılan mezarı bulunuyor. Mezarın üstüne küçük bir şapel yapılmış. Bu şapelin içinde Hz. İsa’nın mezarını kapatan yuvarlak taşın bulunduğu kutsal kutu saklanıyor. Bu yuvarlak taşın Hz. İsa’nın ölümünden 3 gün sonra melekler tarafından açıldığına ve Meryem Ana ile Magdalenalı Meryem tarafından mezarın boş olduğunun görüldüğüne, Hz. İsa’nın dirilerek, göğe yükseldiğine inanılıyor.

 

 

Kudüs-(32)

 

 

Kalabalıktan yorgun düşüyoruz. Acıkmış midelerimiz isyan ediyor. Falafel yiyeceğiz. Birkaç kişiye soruyoruz. Arap bölgesine geçin diyor. Biz de öyle yapıyoruz. Falafelin Üstüne kahvelerimizi de içtikten sonra, bir taksiye atlayıp on beş dakika uzaklıktaki Yad Vashem müzesinin yolunu tutuyoruz.

 

 

Kudüs-(31)

 

Kudüs (22)

 

 

Kudüs’e gelip de “Yad Vashem” Soykırım müzesini ziyaret etmemek olmaz. ABD’deki zengin Yahudi iş adamlarının yardımları ile yapılmış modern bir yapının önünde buluyoruz kendimizi. 180.000 metre karelik bir alanda kurulmuş olan bu yapının içerisinde Anma Holü, Soykırım Tarihi Müzesi ve Çocukları Anma bölümleri, soykırım Sanatı Müzesi, heykeller, Sinagog, arşiv, araştırma enstitüsü, kütüphane, yayınevi ve eğitim merkezi var.
Taksiden indiğimizde bizi, bomboş, beyaz taş döşenmiş sütunlu bir alan karşılıyor. Müzenin tek girişi var. İçeride fotoğraf çekmek yasak! Çocuk kurbanlar için ayrılan bölüm ve Janusz Korczak ve çocuklar adlı ünlü heykel gerçekten içimizi acıtıyor. Soykırım döneminde Yahudilere yardım eden, Yahudi olmayan insanları hatırlamak üzere Righteous among the Nations adlı bir bölüm de unutulmamış. Yad Vashem, ikinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilere uygulanan soykırımın izlerini sürekli canlı tutmayı amaçlayan müze, soykırıma uğramış Yahudilerin acılı günleri hatırlatmaya çalışılıyor. Geriye kalan eşyaları ve olaylara tanık olanların anlattıklarını aktaran filmler ziyaretçilere sunuluyor. Bu çok özel müzede insanlık dışı yöntemlerle öldürülen 6 milyon Yahudinin anısı taze tutulmaya çalışılıyor. Siyah mermer döşeli zemine hangi kampta kaç yahudinin öldürüldüğü yazılmış. Toplama kampları, kamplara Yahudi taşıyan vagonlar, gaz odaları aynen canlandırılmış. Müzede Polonya’daki bir gettodan getirilen orijinal sokak taşları, Almanya’dan getirilen bir vagon kesiti de sergileniyor.

 

 

Kudüs (21)

 

 

Ağlama Duvarı’ndan sonra en çok turist ziyaretine uğrayan ikinci yer olan Yad Vashem’den çıktığımızda hissettiğimiz yürek sızısı anlatılır gibi değil. Tarih öncesinden günümüze yapılan bir yolculuk gibi algıladığım Kudüs, üç büyük dinin de farklı isimler taktığı bu şehir, mistik havası ve maneviyatla yüklü doğası insanda tarifi zor duygular uyandırıyor. Tarih boyunca ordular, bu kenti fethetmek için yola çıkmışlar, savaşlar vermişler, şehri çevreleyen surlarının önünde iktidarlar değişmiş, birçok kez kubbelerindeki hilalin yerini haç, haçın yerini hilal almış. Yeryüzünde imparatorluklar kurmuş hiçbir kral, imparator, sultan ya da bir başka otorite yok ki, bu şehrin tarihine dâhil olmak, adını şehrin tarihine yazdırmak istememiş olsun. Yine de Kudüs, saf inanç adına zihinlerde yaşatılan evrensel bir kurgu. Din ile harmanlanmış farklı hayat tarzları, bu kurgu içinde Doğu’ya ait renklere ve giysilere bürünmüş bir cazibe merkezi olarak insanları kendine çekmeye devam ediyor.

Gezenlere,

Gezmek isteyenlere,

Gezmesini bilenlere, bitmeyen yolculuklar diliyorum.

 

Sayfa başı

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir