KİBİR

“Kibirli bir insan olmaya en çok yaklaşanlar kendilerinden en çok tiksinenlerdir.”diyor Spinoza.

Hırslarımız ve çıkarlarımız için birbirimizin yüzüne böyle gülmelerimiz ve en yakınlarımızın arkasından bile iş çevirmelerimiz, sanki kafamıza taç takılacakmış gibi “gecenin en güzeli” olmaya çalışmalarımız, kuytularda köşelerde çok bilmiş gibi davranıp ortalarda dolanmalarımız kibir değil de nedir acaba?

“Kendisinden habersiz, kendini bilmeyen insanın durumudur kibir! Tıpkı güneşten haberi olmayan buzun kendini bir şey zannetmesi gibi.” Diye tarif ediyor Mevlana.

Aynadaki adamla kavgalı olmamalı insan!

Mesela ben “beni” bir resme aktaramam ki. Aktarsam da dönüp kimse bakmaz zaten. Bizim tek derdimiz kendimiz ve çıkarlarımız mı olmalı?

Kusura bakmayın ama bu gidişle kibrimizde boğulacağız galiba.

Genel olarak insanlıktan söz ettiğimi anlamışsınızdır. Tüm karmaşasıyla, tüm belirsizlikleri ile tüm hayalleri ve ülküsüyle eksik kalışlarıyla ve engellemelere rağmen inşa etmekten bıkmadığımız UMUT duvarlarını yapmaktan yılmamalıyız, inanıyorum ki yılmayacağız. Söndükçe yeniden yaktığımız aydınlıklarımız ile diğer bir yanımızı kaplayan o derin sessizlik ve karanlık bile baş edememeli, bu aydınlık benim yaşam alanım, işte benim dünyam bu! diyebilmek ne güzel.

Yedi asır öncesinden sesleniyor Hacı Bayram-ı Veli. “Kibir, bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne yüzülür ne de uçulur.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir