Karadağ

“Mayısın aydınlık şafağı”

“Mayısın aydınlık şafağı,

Bizim annemiz Karadağ…”

Karadağ milli marşı bu kelimelerle başlıyor. Sosyalist lider Josip Broz Tito’nun Yugoslavya Cumhuriyetlerinden biri olan Karadağ güneyin yegane fiyordlarına sahip. Yugoslavya’nın dağılıp, yedi cumhuriyete bölündükten sonra kendi ayakları üstünde durmaya çalışan tipik bir Balkan ülkesi. Bu sessiz ve gözlerden ırak ülke Karadağ’daki şafağı görmek amacıyla yollara düşüyoruz. Dubrovnik’ten çıktıktan kırk beş dakika sonra Balkanların en batı ucuna sıkışmış gibi duran, yeşilin ve mavinin bin bir tonuyla bezenmiş bu şirin ve sakin ülkeye yağmurla giriyoruz. Neredeyse tüm Balkanlarda görmeye alıştığımız “asık suratlı” gümrük polislerini hızla geçiyor ve Karadağ’a ayak basıyoruz. Türk vatandaşlarına vize olmadığı için pasaportlarımız sadece tarayıcıdan geçirilip geri veriliyor. Sessiz, trafiksiz, yemyeşil yollarda kıvrıla kıvrıla yol alıyoruz.

“Sanayi” kelimesini hiç duymamış gibi Karadağ. Sadece doğal güzellikleri ile ön plana çıkmaya çalışan bir ülkede olduğumuzu hemen anlıyoruz. Ülkenin hemen hemen tüm yolları ve doğa parkurları işaretlenmiş ve haritalandırılmış. Bu sebeple bisikletçiler, doğa düşkünleri ve yürüyüşçüler için harika imkânlar sunmakta. Konumu, tarihi ve vizesiz oluşu nedeniyle Karadağ görülmesi gereken yerler arasında ön sıralarda olmalı. Yüksek dağlarında milli parklar, deniz kıyısında tarihi kentler, kültürle dolu şehirler ve sakin kasabalar birçok yerde arayıp da bulamadığımız cinsten.

 

Montenegro (14)

 

Anayasasında “demokratik, refah ve çevreci bir ülke” olarak tanımlanan Karadağ’ın doğusunda Arnavutluk ve Kosova, kuzeyinde Sırbistan, batısında Hırvatistan ve Bosna-Hersek, güneyinde ise masmavi Adriyatik Denizi var. Başkenti Podgorica.
Oldukça fazla tarihi bağlarımız da var Karadağ ile. I. Abdülhamit döneminde Anadolu’ya getirilen ve İstanbul Büyükçekmece başta olmak üzere Zonguldak- Ereğli gibi şehirlerimizde taş işçisi, kuyucu, maden işçisi, bekçilik gibi iş kollarında çalışan ve İstanbul’daki okullarda bizzat Abdülhamit bursuyla okuyan Müslüman ve Hıristiyan Karadağlıların sayısı önemli bir seviyeye ulaşmış. Türkiye’de yaşayan Boşnakların önemli bir kısmı 1910’lu yıllarda, karmaşık bir etnik yapıya sahip olan Karadağ’dan gelmiş.

 

Karadag880

 

Karadağ, eski Yugoslavya’yı oluşturan yedi cumhuriyetten biri. Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra Karadağ, Sırbistan’ın zorlamasıyla yeni Yugoslavya’ya katılmış. 2006 yılında ise yapılan referandumda % 55,5’lik evet oyu ile bağımsızlığını ilan etmiş.
Bu kadar tarih bilgisinden sonra biz yine yolumuza dönelim. Karadağ’da bulunan; Durmitor, Biogradska Gora, Locen ve Skadarsko isimli 4 milli parktan ikisini gezeceğiz. Yönümüzü, uzun zamandır duyduğumuz Kotor’a çeviriyoruz. Norveç fiyortlarına taş çıkartacak güzellikte koylardan, ormanlardan, dağlardan geçiyoruz. Çevredeki güzellik anlatılır gibi değil. Kahve molaları veriyor, bulabildiğimiz insanlarla sohbet ediyoruz. “Bulabildiğimiz insanlarla” diyorum çünkü tüm Karadağ’ın nüfusu 2011 seçimlerine göre 625 Bin. Yani kilometre kareye 45 kişi düşüyor. Çevrenin güzelliğinden 32 kilometrelik yolu neredeyse bir günde aşıyoruz.

 

Montenegro (16)

 

Kıvrıla kıvrıla giden yolda yüzlerce virajdan birini döndüğümüzde karşımıza çıkan Perast kilisesine bayılıyoruz. Kotor’dan arabayla 15 dakika uzaklıktaki bu tarihi yerleşim yeri de görülmesi gereken yerlerden biri. Perast’ta yaşamıyorsanız araba ile giremiyorsunuz. Arabanızı kasabanın dışında bırakıp yaya olarak devam ediyorsunuz. İnanılmaz güzel tarihi binalarının yanı sıra güzel restoranlar ve kafeler var. Perast’tan teknelerle, kişi başı 5 Euroya gidilebilen iki küçük adası da görülmeye değer. Boka Kotorska körfezinin ortasındaki adalardan birinin adı St. George. Üzerindeki kilise ziyarete kapalı, adayı gezemiyorsunuz.

 

Montenegro (4)

 

Diğer bir minik ada olan “Our Lady of the Rocks” da bulunan kilise gezilebiliyor. Vebadan korunmak için yapılan kilisenin öyküsü de enteresan. Bu küçük adanın, savaştan dönen denizcilerin kazandıkları her zafer için attıkları taşlardan oluşturulduğuna inanılıyor.
Hafif yağmur çiselemeye başlıyor, fotoğraf makinelerimizi toplayıp otele dönüyoruz. Biraz dinlenip, akşama doğru Kotor şehir merkezini gezmeye çıkıyoruz. Unesco koruması altındaki Kotor, küçük ve sevimli bir şehir. Koruma altında olduğu için yeni yapılaşmaya izin yok. Kotor Kalesi; restoranları, tarihi binaları, kiliselerinin yanı sıra en popüler buluşma yerlerinden biri. İçinde çok sayıda otel, restoran ve alışveriş yapabileceğiniz mağazalarıyla kale içi gün boyu en hareketli yerlerin başında geliyor.

 

Montenegro (5)

 

Birçok kişinin merakla tırmandığı bayrak tepesi 240 metre yükseklikte. Bayrak tepesine yaklaşık 1400 basamaklı merdivenden çıkıyorsunuz. Tırmananlar verdikleri emeğin gördükleri manzaraya değdiğini söylüyorlar.
13.000 nüfuslu bu harika şehrin adı Latince: Acruvium; İtalyanca: Càttaro. Eski bir Akdeniz limanı olan Kotor, Venediklilerce inşa edilmiş kale duvarları ile çevrili ve kasabanın mimarisinde Venedik tarzı hakim. Kotor Körfezi (Boka Korotska) son derece girintili çıkıntılı ve bir o kadar da güzel. Coğrafyada “Ria” olarak da adlandırılan Akarsu vadilerinin deniz suları altında kalmasıyla oluşan kıyı tipi olan Avrupa’nın en büyük fiyordu burası. Orjen ve Lovcen Sıradağları’nın gökyüzünden asılmış gibi duran kalker kayalıkları ile Kotor ve çevresi etkileyici ve tablo gibi.
Kale içindeki taş sokaklarda yürüyor, fotoğraflar çekiyor, gelen geçen Kotor’luları izliyoruz. St.Lucas Kilisesi güzelliğiyle dikkat çekiyor. Hava kararmaya yüz tutuyor, akşam yemeğini bir İtalyan lokantasında hallediyor yavaş yavaş otelimize dönüyoruz.

 

Montenegro (9)

 

Sabah erken bir saatte kahvaltı faslını halledip, yola düşüyoruz. Avrupa sosyetesinin uğrak yeri Budva şehrine gideceğiz. Ama daha önce göreceğimiz yerler var. Normal yol ile 25 kilometre olan Kotor-Budva arası bize göre değil. Yönümüzü dağlara çeviriyoruz. Alp dağlarını aratmayacak yüzlerce viraj dönerek navigasyon aletimizin rehberliğinde dağlarda kayboluyoruz. Dağın zirvesine çıkmak için sadece tek arabanın geçilebildiği dağ yolunu kullanıyoruz. Keskin virajların olduğu yol biraz zorlayıcı ama arkamızda görünen manzara anlatılabilir gibi değil, sağ tarafımda görünen Kotor Körfezi, sol tarafımızda Tivat şehri. Dilimiz tutuluyor!

 

Montenegro (8)

 

Yolumuz Rijeka Crnojevica’dan geçiyor. Karadağ’ın bir başka cennet köşesi! Vir’den araba ile bir saatte ulaşıyorsunuz. Burada yerleşim yerinden çok restoran ve kafe var. Tarihi taş köprüsü, yeşil çevresi ile çok güzel saatler geçirilebilecek bir belde burası. Karadağ’da en lezzetli yemekleri yiyebileceğiniz yerlerin başında geliyor. Pizza ve et çeşitlerinin yanında gölün balıklarından da tadabiliyorsunuz. Ana yemekler ve balıkların porsiyonu 10-15 Euro arasında.

 

Montenegro (6)

 

Tipik bir doğu bloğu şehri izlenimi veren Çetinje’ye girdiğimizde yağmur başlıyor. Eski Karadağ Krallığının başkenti olan Çetinje 19 Bin nüfuslu bir şehir. Dikkat çeken yapılar arasında Çetinje Manastırı var. Şehrin kurucusu Ivan Crnojevic tarafından Meryem Ana’ya adanarak 1484 yılında yaptırılmış. Yine 1400’lü yılların ortalarında yaptırılmış Vlaska Kilisesi şehrin en eski binası. Şehir meydanı ve bu meydanda bulunan demir atölyeleri, dükkânları, kafe ve restoranları görülecek yerler arasında. Karadağ’ın en eski kütüphanesi, Osmanlı’dan kalma konsolosluk hala dimdik ayakta duruyor. Ülkenin kültür ve Ortodoksluğunun merkezi konumundaki Çetinje, denizden 12 kilometre içerde ve şimdiki başkent Podgorica’ya 40 kilometre uzaklıkta.

 

Montenegro (11)

 

Fotoğraf molaları ile neredeyse akşamı buluyoruz. Budva’nın sırtını yasladığı dağı aşağı inerken gördüğümüz manzara bütün yorgunluğumuzu unutturuyor. Budva şehri de Kotor gibi turistik ve ülke nüfusuna oranla kalabalık sayılabilecek bir şehir. Kale içi yine çok güzel, gezmesi keyifli bir yer. Geçen zaman içinde sahile inen yol üzerinde büyük oteller ve alışveriş merkezi açılmış. Budva, hem fiyat hem de çeşitlilik açısından çok güzel bir şehir. Eğer kalabalık yerleri seviyorsanız, deniz ve iyi yemek istiyorsanız Budva’da güzel birkaç gün geçirebilirsiniz. İki gün buralarda gezeceğiz.

 

Montenegro (10)

 

Çevrede gezilecek birçok yer var. Birçoğumuzun bildiği adıyla “İşkodra” yani Skadar gölü Balkanların en büyük gölü. Arnavutluk’la Karadağ arasında da sınır oluşturuyor. Gölün bir kısmı Bar şehri bir kısmı da Podgorica şehrinde bulunan Zeta-Skadar vadisi olarak adlandırılan bölgede bulunuyor. Birçok yönden eşsiz güzelliklere sahip olan göl ve çevresindeki milli park için tanımlama yapmak oldukça zor. 391 kilometre kare ile Balkan yarımadasının en büyük gölü unvanına sahip. Gölün yüzde 65 kadarı Karadağ, yüzde 35 i ise Arnavutluk sınırları içinde. Karadağ sınırları içinde kalan 40.000 hektarlık alan 1983 yılında Milli Park olarak koruma altına alınmış.

 

Montenegro (7)Montenegro (12) Montenegro (17)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Montenegro (13)

 

Gölü gezmek için kiralık tekneler var. Bir saatlik gezi için tekne’ye 25 Euro, kişi başına da 2Euro istiyorlar. Göl çok çeşitli balığa, bitkiye ve kuşlara ev sahipliği yapıyor. Gölün ortasında Osmanlıların sınır için inşa ettiği daha sonrasında da hapishane olarak kullanılan, minik adacıktaki Grmozur kalesi görülmesi gereken yerlerden biri. Kıyıya yakın yerleri nilüfer çiçekleriyle kaplı ve çok güzel deltaları olan gölde gezmek çok keyifli. Göl kıyısındaki köylerde yaşayan insanlar bağcılık ve şarap yapımıyla uğraşıyorlar. Ev yapımı şarapları hem lezzetli hem de çok uygun fiyatlara ziyaretçilerini bekliyor.

 

Montenegro (18)

 

Göl kenarında salaş bir restoranda verdiğimiz kahve molasından sonra yavaş yavaş şehre dönüyoruz. Hava hafif serin. Denizin üstünde bir yerlerde şimşek çakıyor. Otelde biraz dinlendikten sonra, Budva surlarının dibindeki bir restoranda günü bitiriyoruz. Kısa ama dolu dolu geçen bu Karadağ gezisi anılarımızdaki hak ettiği yeri alarak son buluyor.

 

Montenegro (15)

 

Gezenlere,

gezmek isteyenlere,

gezmesini bilenlere

bitmeyen yolculuklar diliyorum.

 

Sayfa başı

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir