Humbaracı Ahmet Paşa

Bonneval kasabasından

Osmanlı Sarayına…

2015 Yılının mayıs ayında yolum Tünel’deki Galata Mevlevihanesine düşmüş, Humbaracıbaşı Ahmet Paşa”nın “Humbarası” orada dikkatimi çekmişti.

Neydi bu Humbara? Kimdi bu Humbaracı Ahmet Paşa?

Humbaracıbaşı Ahmet Paşa hakkında bir yazı yazmayı o günden beri aklımda tutuyordum. Bu ünlü kişiliği, tarihle ilgilenenler hatırlayacaktır. Humbaracı Ahmet Paşa ile zaman zaman Osmanlı kaynaklarında karşılaşmışızdır.

Biraz araştırınca gördüm ki; çok renkli bir kişi ve macera dolu bir yaşam öyküsüyle karşı karşıyayım…

Bizim, Humbaracı Ahmet paşa olarak tanıdığımız paşanın asıl adı “Claude Alexandre Compte de Bonneval”. Bonneval, asil bir ailenin çocuğu olarak, 14 Temmuz 1675’de, Orta Fransa’nın Limoussin bölgesinde, Coussac- Bonneval kasabasında doğuyor. Doğduğu tarihi şato, günümüzde, “Chateau Le Pahsa de Bonneval” adıyla biliniyor.humbaraci1

Küçük Bonneval 1684 yılında, 9 yaşında iken askeri okula gönderilir. Babası öldükten sonra, akrabası olan Mareşal Tourvill tarafından 13 yaşındayken, Fransız Donanması’na verilir. Mareşal Tourvill komutasındaki Fransız donanmasında, çeşitli savaşlara katılır ve burada gösterdiği kahramanlıklar şöhretinin artmasına sebep olur. Bir konuda anlaşmazlığa düşünce, 1698’de donanmadan ayrılarak kara sınıfına geçer. 1701’de Piyade Alay Komutanı olarak Mareşal Catinat’nın emri altında İtalya Savaşlarına katılır. İspanya ve Fransa’nın ayrılma savaşlarında önemli bir rol oynar. Kısa sürede rütbeleri yükselir. Ancak bu arada sürekli “dili yüzünden” başı derde girer, ağzına geleni söylediği için sık sık zor durumlara düşer. Bu kez de öyle olur ve 14ncü Louis’nin Saray Nazırı ile arası açılır ve rütbeleri sökülür.

Ordudan da çıkarılan Bonneval, hayatını tehlikede görerek 1706’da Fransa’dan kaçar ve Avusturya devletinin hizmetine girer. O tarihlerde Avusturya ordularına meşhur Savoie Prensi Eugene komuta etmektedir. Eugene de, Bonneval gibi Paris’te doğmuş, Fransa’da askerlik yapmış, Kral XIV ncü Louis ile anlaşmazlığa düşünce Roma İmparatorluğu’na sığınmış, 1697’de Macaristan’daki Avusturya Ordusu’nun başına geçmiştir.

humbaraci2Prens Eugene, Bonneval’i Süvari Albayı olarak yanına alır. Prens Eugene’nin ordusunda bu kez doğduğu ülkeye, yani Fransa’ya karşı çarpışır ve Fransızları yener. Bu zaferle, bir bakıma intikamını da almış olur. Bonneval, İspanya savaşı sonrasında, Viyana Sarayı’nda büyük itibar sahibi olur. 5 Ağustos 1716’da Petrovaradin Muharebesi’nde Avusturya kuvvetlerinden bir kısmının komutanı olarak Osmanlılara karşı savaşır. Bu savaşta karın boşluğuna aldığı mızrak darbesiyle ağır biçimde yaralanır ve savaş sonrasında rütbesi Mareşalliğe yükseltilir.

Barış döneminde Avrupa’nın değişik kentlerinde zaman geçiren Bonneval’ın ünü Fransa’ya kadar yayılır. Bir süre sonra Fransa Kralı tarafından affedilir ve 1716 sonunda Fransa’ya döner. Kraliyet ailesinden Dük De Biron’un kızı Judith de Biron’la evlenir. Tam keyfi yerine gelmişken Prens Eugene ile arası bozulur, tutuklanır ve Kalebentliğe mahkûm edilir.

İki yıl sonra, 1726 yılı Ocak ayında serbest bırakılınca, önce Venedik’e ve oradan da Bosna’ya geçer. Bosna’ya ayak basar basmaz, dönemin Sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’ya bir mektup yazarak, Osmanlı’ya hizmet sunmaya hazır olduğunu bildirir. Mektubunda “Tüm hayatım boyunca icra ettiğim askerlik mesleği bilim alanında özenle çalışmamı engellemediğinden, umarım size savaş zamanında olsun, barış zamanında olsun, daima faydalı olabilirim” diyordu. “Hayatımı Zat-ı Şahaneleri Efendinizin hizmetine hasretme niyetim dâhilinde kendimi tamamen sizin korumanıza bırakmama müsaade edin. Bir an önce güvenlik içinde Pay-ı Tahta ve Tanrı’dan adalet ve sağlık dolu bir hayat bahşetmesini istediğim Zat-ı Âlinizin yanına ulaşabilmem için gerekli bütün kolaylıkların sağlanması için Bosna beyi Ahmet Paşa’ya talimat vermenizi âcizane istirham ederim”.

Bonneval’in başlangıçtaki düşüncesi, Hıristiyan dinini muhafaza ederek Osmanlı ordusunda hizmet etmektir. Müslümanlığı kabul etmek gibi bir niyeti yoktur. En büyük arzusu, Avusturya İmparatorluğu’ndan intikamını almak için Osmanlı’nın desteğinde silâhlı bir güç oluşturmaktır.

humbaraci31720 yılında Osmanlı’ya sığınmış bulunan ve halen Tekirdağ’da yaşamakta olan Macarların Transilvanya Prensi Ferenc Rakoczi’nin de desteğini alarak, Macarları Avusturya’ya karşı kullanmayı düşünür. Ne var ki, Bonneval, bir seneden fazla beklemesine rağmen, Osmanlı’dan bir cevap alamaz. Bir yandan da, Bosna Paşası tarafından Avusturya’ya iade edilmekten çekinmektedir.

İlk önceleri Fransa ve Avusturya hükümetlerinin de etkisiyle, Osmanlı yönetimince önemsenmediğini ve düşüncelerine itibar edilmediğini görür. İslâm dinini kabul etmeden kendini kabul ettiremeyeceğini, anlamakta gecikmez. humbaraci4Müslümanlığı kabul ettiğini, Ahmet adını aldığını belirterek dönemin Osmanlı Sultanı 1 nci Mahmut’a bir mektup daha yazar ve görev ister. Osmanlı sadrazamı 1731’de Kont de Bonneval’i yani yeni ismiyle “Ahmet’i” Batı tarzı ıslahatlar yapması için İstanbul’a davet eder.

İstanbul’a gelen Ahmet, humbaracıların ıslahıyla görevlendirilir. Humbara, demir veya tunçtan dökülmüş el bombasıdır. Humbaracı Ocağı, Osmanlı Devleti’nin askeri teşkilatında humbara yapan ve bunu kullanan sınıfın bağlı olduğu ocaktır. Humbaracı ocağı da denilmektedir. Dünyanın ilk havan topu sınıfıdır.

Ahmet Paşa, Fransa’dan gelen 3 subay arkadaşıyla birlikte, 1734’te, Üsküdar’da Toptaşı’nda modern Humbaracı Ocağı’nı kurar. Burada, Bosna’dan yazılan 300 ulufeli humbaracı adayı ile çeşitli kalelerden seçilen 300 tımarlı humbaracı eğitim görmeye başlar. Bu arada bir humbara imalâthanesi kurulur. Tımarlıların her yıl 25’er kişilik gruplar halinde İstanbul’a gelerek eğitilmeleri de yasaya bağlanır. Ahmet Paşa’nın bu çabalarıyla humbaracılar, ordunun en disiplinli ve düzenli sınıfı haline geldiler. Zaman içinde rütbesi yükselerek, Humbaracıbaşı olarak atanmasından kısa süre sonra önce “İki Tuğlu” Paşa, sonra da “Üç Tuğlu” Paşa unvanı alır.

1735 yılında Beylerbeyliği’ne yükseltilir. Aynı zamanda sadrazama Avrupa’nın siyasal ve askeri durumu ile ilgili raporlar hazırlar, danışmanlığını yapar. Gelgelelim, devletin siyasetine yön verme girişimlerinde bulununca, sadrazam Yeğen Mehmet Paşa tarafından Kastamonu’ya sürülür. Bir süre sonra affedilir, yeniden İstanbul’a gelir ve Humbaracıbaşılık görevine döner. Ama eski ayrıcalıklı durumunu koruyamaz. Son yıllarında Beyoğlu’ndaki evine taşınır. Burayı iki farklı daire olarak donatır. Bir daireyi Osmanlı tarzında, diğerini de Avrupai tarzda döşetir. İlkinde Osmanlı paşası, ötekinde Fransız soylusu kıyafetinde olmaya özen gösterir. Birçok yabancı devlet adamı, hatta hükümdar, Ahmet Paşa’nın aracılığı ile Babıâli’yle ilişki kurar. humbaraci5Kendisi de, Osmanlı Devleti’nin ve İstanbul’un olanaklarını kullanarak Avrupa’daki kişisel prestijini korumayı amaçlamaktadır. Başkentteki elçilerden sadece Fransız Elçisi kendisinden uzak durmaktadır.

İstanbul’daki Fransız kültürünün temellerini atan Ahmet Paşa, Türklerin İstanbul’daki yaşamı hakkında incelemeler yapmaktan hoşlanıyordu. Yazdığı mektuplarda, İstanbul’un renkli iç dünyasını Avrupa’ya tanıtıyordu.

Osmanlı Devleti’nde kaldığı 18 sene boyunca, hiç Türkçe konuşmayan paşa, Türkçe öğrenmeye dahi çalışmamıştır. Ölümünden kısa bir süre önce İstanbul’dan kaçmayı tasarlar fakat başarılı olamaz.

Böylesine fırtınalı geçen bir hayatın sonunda, Osmanlı’nın “Üç tuğlu” Paşası, Rumeli Beylerbeyi, Humbaracıbaşı Ahmet Paşa, 14 Mart 1747’de İstanbul’da ölür ve Galata Mevlevihanesi’nin haziresinde toprağa verilir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir