Hong Kong

“Itırlı Liman”

“Gezmek yaşamaktır” demiş, Hans Christian Andersen.

Yine yeni bir şeyler yaşamak, yeni yerler görmek amacıyla çıktığımız yolculuklardan birindeyiz. Önceden yaptığımız plan çerçevesinde yolumuzu Hong Kong’a düşürüyor ve ayak bastığımız andan itibaren bizi saran ve kendine hayran bırakan bir şehir ile karşılaşıyoruz.

 

 

Hong_Kong (7)

 

Yaklaşık bir ay süren Uzakdoğu seyahatimizin son birkaç gününü geçireceğimiz ve gezinin son durağı olacak Hong Kong‘ta birkaç gün geçirip evimize dönmek niyetindeyiz. 22 Eylül 2012 Günü, bir başka yazı konusu olacak Filipinlerin başkenti Manila Ninoy Aquino Havaalanından kalktıktan iki saat sonra, adeta uçsuz bucaksız Hong Kong Havaalanına iniyoruz. Türk vatandaşlarından vize istenmiyor. Giriş işlemlerimiz birkaç dakikada bitiyor ve ülkeye giriş yapıyoruz.

 

 

 Hong_Kong (4)  Hong_Kong (6)

Hong_Kong (5)  Hong_Kong (11)

 

Bu kadar büyük havaalanı başka bir yerde görmedim desem yeridir. 2011 Yılında dünyanın en iyi 5 yıldızlı havaalanı seçilen Hong Kong Havaalanı, 2012 Yılında bu unvanı Güney Kore’nin başkenti Seul’deki Incheon ve Singapur’daki Chongi havaalanı ile paylaşmış. Yıldız sıralamasında Türkiye’den hiçbir havaalanı değerlendirmeye giremediğini de belirtmeliyim. Bu dev havaalanı içinde yaklaşık 1 km yürüdükten sonra hızlı tren ile şehir merkezine kavuşuyoruz. Hava kararmak üzere iken Victoria tepesinin yamaçlarındaki otelimize yerleşiyoruz.

 

 

Kapak-küçük

 

 

Odaları gördüğümüzde, niçin bu şehir için pahalı denildiğini daha iyi anlıyoruz. Valimizi açacak yer bulamadığımız altı metrekarelik bu odaya hatırı sayılır bir ücret ödediğimizi düşününce canı sıkılıyor insanın. Hemen kendimizi sokağa atıyor, tepeden aşağı yürüyerek şehir merkezindeki cıvıl cıvıl insan kaynayan barlar sokağına geliyoruz. Sokaklar iptal edilmiş durumda. Değil yürümek kımıldamak bile olanaksız. Herkes durduğu yerde sallanıyor. Ellerinde bira şişeleri barlardan dışarı taşan müziğin ritmine kapılmış gidiyorlar. Çoğunlukla batılı, büyük bir olasılıkla İngiliz kökenli Hong Kongluların geldiği bir yer burası. Saat 23.00 Kadar oyalanıp akşam yemeğini de orada hallettikten sonra otele dönüyoruz.

 

 

Hong_Kong (13)

 

 

Hong Kong, birçok özelliği bünyesinde barındıran, çok renkli, çok kültürlü, çok nüfuslu bir şehir. Hatta bir şehir devleti.

 

  Hong_Kong (10)    Hong_Kong (12)

 

 

İkinci Dünya savaşı sırasında Japonların eline geçen Hong Kong 1945 Yılında yeniden İngilizlere iade edilmiş, 01 Temmuz 1997 tarihine kadar İngiltere’ye bağlı bir sömürge iken, o tarihten sonra, anlaşmalar gereği Çin’e devredilmiş ve Çin’e bağlı özel bir yönetim bölgesi olmuş. Genel olarak Hong Kong diye adlandırdığımız bölge; Hong Kong adası, Kawloon yarım adası, Lantau adası ile iki yüz otuz beş adet irili ufaklı adadan oluşmakta. Bölgenin en ünlü cazibe merkezi haline gelen şehir, Asya kıtasının en büyük serbest pazarı ve trilyon dolarların döndüğü en işlek ticaret, endüstri ve turizm merkezi olarak kabul ediliyor.

 

 

 Hong_Kong (16)    Hong_Kong (15)

Hong_Kong (24)

Hong_Kong (19)

 

Evliya Çelebi, Seyahat namesinde, Bitlis’in anlatırken; çay bardağını koyacak düz yer bulamadığını yazar. Hong Kong’u görse ne derdi acaba? Tamamı dağlık adalardan oluşan bölgede, düz bir yer neredeyse hiç yok. Düz yere ihtiyaç duydukça denizi doldurmuşlar.

 

Hong_Kong (23)

 

Dünyanın en kalabalık şehri unvanını da kilometre kareye düşen 3500 kişi ile ellerinde tutuyorlar. Gerçekten her yer, her zaman çok kalabalık. Düşünün ki 1000 kilometre karelik alanda 7milyondan fazla insan yaşıyor. İçme suyunun bile yetmediğini ve Çin’den borularla geldiğini söylemeden geçemeyeceğim.

 

Hong_Kong (46)

 

Hong_Kong (17)

 

Okyanus iklimi nedeniyle sürekli hamamda dolaşıyormuş hissi ediniyorsunuz. Nem oranı çok yüksek. Hava sıcaklığı 25-30 derece arasında değişiyor ama ortalama yüzde 80 lik nem oranı ile nefes almak bile zorlaşıyor.

 

Hong_Kong (18)

 

Nüfusun büyük çoğunluğu Çinli ve Budist. Bunun yanı sıra seksen bin civarında Müslüman bir miktar da Musevi, Hindu ve Taoist var. Kullanılan dil ağırlıklı olarak Mandarin Çincesi. Benim gözlemime göre hatırı sayılır miktarda Filipinli bir nüfus var burada. Neredeyse tüm hizmet sektöründeki ucuz iş gücü ihtiyacını Filipinlerden karşılamışlar.

 

Hong_Kong (20)

 

Çincede kelime anlamı olarak “ıtırlı liman” anlamına gelen Hong Kong bizi bekliyor! Sabah saat 08.30 da otelden dışarı atıyoruz kendimizi. Gece hafif bir yağmur yağmış, pırıl pırıl bir hava karşılıyor bizi. Hedefimiz; en ünlü Hong Kong fotoğraflarının çekildiği Victoria Peak denilen, 552 metre yüksekliği olan Victoria tepesi.

 

Hong_Kong (3)

 

Yürüyerek, tarihi tramvay istasyonuna iniyoruz. Victoria tepesindeki teras dahil, gidiş dönüş ücreti olarak, kişi başı altmış beş Hong Kong doları ödeyip, yaklaşık on dakika yolculuktan sonra tepeye ulaşıyoruz. HKD ile ifade edilen Hong Kong doları dünyanın en güçlü on parasından biri. 7,75 HKD, 1 Amerikan doları ediyor.

Muhteşem bir manzara karşılıyor bizi yıllarca fotoğraflarda gördüğümüz bu manzarayı çıplak gözle görmek keyfimize keyif katıyor. Önümüzdeki birkaç saat boyunca dünyanın öbür ucundaki bu manzaraya bakarak, kahveler içerek, şovlar izleyerek ve fotoğraflar çekerek geçiriyoruz.

 

 Hong_Kong (9)       Hong_Kong (8)

 

Öğleden sonra yine tramvay ile şehir merkezine iniyoruz. Alışveriş merkezleri ve dünyaca ünlü markaların mağazalarının büyüklüğü anlatılır gibi değil. Trafik soldan, tabi ki İngilizlerden miras kalmış. Vahşi kapitalizmin bu kadar hissedildiği bir başka yer bilmiyorum. Bu kadar büyük mağazalar ne Londra’da, ne Paris’te ne de bir başka yerde var. Üstelik tıklım tıklım dolu. Örneğin Prada mağazası kapılarını kapatmış müşterilerini sıra ve sayı ile içeri alıyor. Diğer müşteriler kaldırımın üstünde içeri girmek için sıra bekliyor. İnanması zor ama tüketim hastalığı böyle bir şey olsa gerek. Şu ünlü cep telefonun markasının “Store”nda da onlarca insan kuyruk bekliyorken görüp hayret etmemek mümkün değil. Ucuz filan satıldığını sanmayın neredeyse her yerde bulunabilecek fiyatlarla satıyorlar. Hong Kong, vergisiz ve ucuz bir alışveriş cennetiymiş gibi “şehir efsanelerine” inanmamak gerekiyor. Fiyatlar hiç cazip değil. Pazarlıksız alışveriş yapmak imkansız.

 

Hong_Kong (25)

 

Günün kalan kısmını Hong Kong adası ve hemen karşındaki Kawloon’da geçirmeyi kafamıza koyuyoruz. Önce Hong Kong caddelerini arşınlıyor, iki katlı ince yapılı tramvay ile kısa bir şehir turu yapıyoruz. Daha sonra dev bir alışveriş merkezi olan IFC Mall’u geziyoruz. Aklımıza acıktığımız geliyor ve Hong Kong’a özgü bir yemek aramaya başlıyoruz. Bir çeşit mantı gibi yapılan ve buharda pişirilen “ Cha Shao Bao” yiyoruz. Yemekten sonra sahile inip “Hong Kong Convetion and exhibition centre” fuar alanını gezip, karşı sahildeki Kawloon’a geçmek üzere iskeleye gidiyoruz.

 

Hong_Kong (27)

 

Bizim eski haliç vapurlarına benzeyen, yıldız isimleri verilmiş on iki adet nostaljik vapur çalışıyor. Şansımıza “Shining Star” isimli vapur düşüyor. Vapur hareket ederken çanlar çalıyor. Çok hoşumuza gidiyor. Hong Kong adasından ayrılıp Kawloon yarım adasına yaklaştıkça Hong Kong’un silueti daha da genişliyor, güzelleşiyor.

 

Hong_Kong (28)

 

Limanda, Lokanta olarak hizmet veren bir yelkenli kalyon nazlı nazlı dolaşıyor. Karşımızda Hong Kong, adeta bir gökdelen ormanını izliyoruz. New York’ta Manhattan’da aynen böyle bina ormanı ama buranın gerçekten büyüleyici görüntüsü var. IFC Mall’ın içinden yükselen Two IFC binası Dört yüz yirmi metre yüksekliği ile mimarisine hayran bırakıyor bizi. Şehirde birçok bina ve cadde üst geçitlerle birbirine bağlanmış. IFC’den Cannaught Road ve Queens Road kadar sekiz yüz metre yürüyen merdiven var. Arazi sıkıntısı olduğu için her metre kareyi değerlendiriyorlar. Daha önce de söylediğim gibi, deniz doldurularak elde edilen alanlar çok kıymetli. Emlak fiyatları milyon dolarlarla ifade ediliyor.

 

Hong_Kong (29)

 

Hayranlıkla karşı yakadaki binaları seyrediyor, akşam çekeceğim fotoğrafları hayal ediyorum. Elimdeki şehir rehberinden binaların kimliklerini çözmeye çalışıyorum. Bizimle birlikte manzarayı seyreden elli yaşlarında bir Çinliye İngilizce bilip bilmediğini soruyorum. Biliyorum diyor. Karşıdaki binalardan birini işaret ederek ne olduğu soruyorum. Bank of China diyor. Güzel bir bina değil mi? diye soruyor. Ardından hemen ekliyor mimari güzel ama kötü “FENG SHUİ” diyor. O ne? Diye soruyorum, anlatmaya başlıyor.

 

Hong_Kong (26)

 

Feng Shui kanton dilinde rüzgar ve su demektir. Feng shui diye bir bilicilik sistemi vardır. Amacı, doğa güçleri ile uyum sağlamak, sağlığa ve başarıya katkıda bulunulan bir çevre oluşturmaktır. Yaşam alanlarımızda Feng Shui ilkelerini gözetmezsek kötü güçler insanların huzur ve refahını bozar.

Bu anlamda bir şeyler daha anlattıktan sonra, binalar “bol suya bakmalı ya da yanında su olmalıdır. Yeni yapılan bir bina, arkasında kalan diğer binaların suya ulaşmasını engellememelidir. İşte bu Çin bankası binası, Feng shui ilkelerini dikkate almadığı için halk tarafından sevilmiyor ve binaya uğursuz gözüyle bakılıyor. Kötü ejderhanın o binada yaşadığına ve çevresine kötülük saçtığına inanıyorlar” diyerek noktalıyor. Hemen yanındaki bir başka binayı işaret ediyor. Masa şeklinde ortası delik yapılmış bir başka gökdelenin Feng shui’ye uygun olduğunu ve bu binayı sevdiklerini anlatıyor. Ejderhanın suya erişmesini engellememek lazım diyerek son noktayı ben koyuyorum ve teşekkür ederek ayrılıyoruz.

 

Hong_Kong (32)

 

Birkaç saat sonra tekrar geri geleceğimiz için daha içerilere yürüyoruz. Hong Kong adasından küçük olmasına rağmen iki kat fazla nüfusa sahip olan Kawloon’da inanılmaz bir kalabalık ile karşılaşıyoruz. Resmi kayıtlarda kilometre kareye yüz elli bin kişinin düştüğü yazılan Kawloon insan pazarı gibi. Kalabalığın arasına karışıp bir süre gezdikten sonra arkadaşımla birbirimizi kaybediyoruz. Günün geri kalanını yalnız geçirmeye mecbur kalıyoruz. Oteller, alışveriş merkezleri, alışveriş caddeleri ve insan seli arasında kaybolmamak elde değil. Sahil boyunca yürüyüp Hollywood’daki “Walk of fame” in benzeri olan “ Avenue of Stars” (Yıldızlar bulvarı) a geliyorum. Kaldırım boyunca ünlü (!) yıldızların isimleri yere işlenmiş birçoğunu tanımadım ama Jackie Chen ve Bruce Lee bizden sayılır değil mi?

 

Hong_Kong (31)

 

Nihayet Kawloon’un kalbinin attığı cadde olan Nathan Road’a geliyorum. Kawloon’un en ünlü caddesi burası. Biraz sonra Kawloon parkın içindeki üç katlı ve dört minareli camiye rastlıyorum. Camiyi ziyaret edip, hava kararıncaya kadar eski Kawloon, Yau Ma tei, Jade market, Temple Street ve Night Marketi gezip hediyelik eşyalar alıyorum.

 

Hong-Kong-Cami

 

Gece Saat 24:00 a kadar açık olan pazarda yok yok ! Elektronikten giysiye, yiyecekten hediyelik eşyaya kadar her şey satılıyor. Falcıları, Çin operası söyleyen sokak sanatçılarını izleyerek denizcilerin tanrıçası Tin Hau’ya adanmış tapınak “Tin Hau Temple” a kadar gidiyorum.

 

Hong_Kong (36)

Ayaklarım yoruldu mesajını veriyor. Bir taksiye atlayarak, Kawloon’a ilk ayak bastığım iskeleye dönüyorum. Sabah 07.00 den beri ayaktayım. Hemen sahilde bulunulan Harbour City alışveriş merkezinin denize bakan cephesindeki Al Molo isimli İtalyan restoranında cam kenarına yerleşiyor ve uzun zamandır olmadığı kadar zevkle karnımı doyuruyorum. Çünkü bir aydır yollardayım ve uzak doğu yemeklerini sevmiyorum.

 

Hong_Kong (30)

 

Güneş batıyor. Hong Kong’da ışık senfonisi başlıyor. Sahildeki seyir terasında en güzel yere kuruluyor, fotoğraf makinemin ayarlarını yapıyor beklemeye başlıyorum. Hava karardıkça ışıklar yanıyor, ışıklar yandıkça görüntü daha da güzelleşiyor. Bütün bir akşam limanı ve karşı yakadaki Hong Kong’un fotoğraflarını çekerek geçiriyorum.

 

Hong_Kong (37)

 

Yılda dört, beş kez tayfun gibi önemli doğal afetler yaşayan Hong Kong, Eylül ayı olması nedeniyle ılık, az nemli yani eskilerin deyişiyle “Şerbet gibi” bir akşamı daha geride bırakıyor. Bütün günün yorgunluğu ile gözümde büyüyen dönüş yoluna düşüyorum önce gemi sonrada taksiyle otelime kavuşuyorum. Sabah erkenden Tian Tan Buda heykelini görmek amacıyla bölgenin en bakir kalmış adalarından biri olan Lantau’ya gideceğiz.

 

Hong_Kong (34)

 

Sabah 09:00 da Lantau’ya giden trene biniyoruz. Bir saat yolculuktan sonra Lantau’da iniyoruz. Evet, yanlış yazmadım. Adaya tren ile gidiliyor. Lantau’yu yeraltı treni hattına bağlamışlar. Tren istasyonun çıkışı bir meydana açılıyor. Bir Protestocu grup gösteri yapıyor. Çin ile ilgili bir şeyler söylüyorlar ama Çince bilmediğimiz için anlayamıyoruz. Etrafta herhangi bir Buda heykeli göremiyoruz. Bir de teleferik yolculuğu gerekiyormuş. Az buz değil, tam 34 metre yüksekliğinde, dünyanın en büyük Buda heykeli bu. İnsanların teleferiğe doğru yürüdüğünü görünce, peşlerine takılıp, biraz kuyruk bekledikten sonra teleferiğe biniyoruz. Teleferik dağlar tepeler aşıyor dakikalarca yol alıyoruz. Altı kilometre uzunluğu olduğunu teleferikten indikten sonra öğreniyoruz.

 

 Hong_Kong (40)        Hong_Kong (39)

Hong_Kong (41)

 

Sabah hava pırıl pırıl güneşli idi, puslanmaya başladı. Çekeceğim fotoğraflar için kaygılanmaya başlıyorum. Teleferik, ikinci dağı aşarken Tian Tan’ı görüyoruz. Karşımızda bir tepenin üstünde öylece oturuyor. Dağ başındayız çevrede hiçbir şey yok ama gerçekten etkileniyor insan. Turitik eşya satan dükkânların arasından geçerek, heykellerle süslü aydınlanma yolunu aşıp buda heykeline çıkan merdivenlerin başlangıcına ulaşıyoruz. Ben diyeyim bir milyon, siz deyin iki milyon! Basamak çıkıp (240 basamak) Tian Tan Buda’ya ulaşıyoruz. Bu kadar yüksekte bu kadar büyük bir buda heykelini ziyaret etmek inananlar için hac sayılıyor.

 

Hong_Kong (42)

 

Hong_Kong (38)

 

Tian_Tan_Buddha12

 

Bir iki saat oyalanıp aynı yolu izleyerek geri dönüyoruz. Hong Kong’a döndüğümüzde saat 16:00 yı buluyor. Günümüzün kalan saatlerini, arka sokakları, pazar yerlerini, elektronik çarşılarını dolaşarak geçireceğiz. Yarın sabah yirmi dokuz günlük gezimizin sonu. Evimize dönecek olmanın mutluluğu ile sokakları arşınlıyor, kadınlar pazarı ve gece pazarlarını dolaşarak yorgun argın otelimize dönüyor ve günü bitiriyoruz.
Sabah erken bir saatte havaalanın gidecek ve bir yolculuğu daha sonlandırmış olacağız.

Yeni yolculuklarda buluşmak dileğiyle.

Gezenlere,
Gezmek isteyenlere,
Gezmesini bilenlere
Bitmeyen yolculuklar diliyorum.

 

Hong_Kong (14)

Hizmet sektöründe önemli bir açığı kapatan Filipinler’den gelen işçi kadınlar, pazar günleri büyük bulvarları kapatıp hem hasret gideriyor, hem de piknik yapıyorlar.

 

 

Hong_Kong (48)

Lantau adasında bir restaurant

 

 

Hong_Kong (49)

 

Hong_Kong (47)

 

Hong_Kong (45)

 

Hong_Kong (44)

 

Hong_Kong (43)

 

Sayfa başı

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.